Hüseyin Yayla no image

Published on Aralık 31st, 2013 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

5

Her Şey Gönlünüzce Olsun

Sizlerle birlikte yeni bir yılı daha geride bırakıyoruz.

Bugüne kadar yazdıklarımız çizdiklerimiz hep insan faktörünün önemi üzerineydi.

Gerek kalifiye çalışan ve gerekse çalışan memnuniyeti, buna bağlı olarak müşteri ve patron memnuniyeti,

Müşterilere ulaşabilmenin yolları,

Eğitimin önemi, meslek seçimi,

İşinizi sevmeniz veya sevdiğiniz işi yapmanız gerekliliği,

Ekip olabilmek ve planlamanın önemi,

Toplantı kültürü,

Geleneksel yöntemlerdeki hatalarımız ile zor vazgeçilen alışkanlıklarımız,

Geleceği yakalamaktaki yavaşlıklar ve teknoloji ile olan savaşımız,

Kurumsal olma çabalarımız ile kurumsallık arasındaki sınırlar,

Performans değerlendirmelerimiz,

Pozitif düşüncenin önemi ve huzurlu bir iş ortamında çalışabilmek,

Tükenmişlikler, heyecanlar,

Kısacası bizleri başarıya veya başarısızlığa götüren nedenler v.b. birçok konuya değindik.

Hepsi de görünen veya görünmeyen, görünse de üzerine çok fazla düşünülmeyen, farkında olsak ta olmasak ta iyileştirmek adına bir hamle yapmadığımız “Türkiye’nin gerçekleriydi!”

Kimisini akademik ve teorik olarak kimisini de hikâyeleştirerek dile getirdik ama az sonra aşağıda okuyacağınız yazı neredeyse hepsinin özeti mahiyetinde…

Evet, belki de Türkiye’nin gerçek yüzü…

Bölgesel değişikliklere göre ivmelenmiş sosyo-ekonomik durumundan eğitim düzeyine, coğrafi ve kültürel yapısından kaynaklanan farklı hayat standartlarına, ulaşımda geldiğimiz noktaya, kuşaklar arasındaki mesafeye kadar birçok gerçeği içinde barındıran kara mizah tarzında bir yazı.

İlk okuduğumda gözlerimden yaş gelircesine güldüm. Sonra üzerinde biraz düşündüğümde “güleyim mi, ağlayayım mı?” diye sordum kendi kendime…

Sonra tekrar güldüm.

Aklıma her geldikçe de gülüyorum.

 Sizlere de her zaman gülümsemeniz dileğiyle “mutlu yıllar” dilerim…

Yeni Yılda Her Şey Gönlünüzce Olsun!

Gerçekten Yazılmış Bir Mektuptur Temel Fıkrası Değil! [1] facebook’tan

Trabzonlu Temel Ağa’nın sevgili torunu Eda’ya verilen ödev ile başı derttedir. Eskişehir’e göç eden arkadaşı Niyazi’ye başına gelenleri yazar:
Niyazicugum. Hani benim küçük torun var ya, geçen akşam geturdi ödevini önüme koydi. Bi yandan da ağlayi.

Zaten dertlerini hep bağa açar. Dedi ki;

–          Ha bunlari anliyamadum. O yüzden da yapamadım. Yarin öğretmen beni dövecek.

Dedum ki;

–                     Ağlama usağum, bunun içun öğretmen adam dövmez. Simdi oni çözeyruk.
Ne mümkün Niyazi kardeşum: Bi tirenlan, bi otobos ayni istasyondan kalkmişlar. Tiren otobostan üçte bir daha hizli gidiyi. Otobos iki yerde onbeşer dakka istirahat vermiş. Tiren da bi yerde durmiş, 20 dakka su almiş. Otobos saatte 60 kilometre gidiymiş. Tiren 5 saat sonra gideceği yere varmiş. Otobos ise ne vakit sonra oraya varacakmiş. Uğraştum yapamadum.
Uşak ağlayi.
Derken bubasi geldi. O da çözemedi. Diyrum oğa ki,

–                     Damat, senun taniduğun tahsilli bi otobos şoföri var ise oğa soralim, belki o pilebilur. Yahutta sabah olsun ben uşaği şoförler cemiyetine götüreyum. Onlar arasinda belki tirenle yariş etmiş bi şoför vardur da bize nasihat verur.

Ha, biz bi yandan da uşağa tireni tarif edeyruk. Tiren görmemiş ki…
Ne anasi görmiş, ne bubasi. Ben da bi tek askerlukte Erzurum’dan Sivas’a gittiydum. Neysa kardaşum, o gece çok kizdum. Diyeceksun ki niye?
Uşak daha incir ağacindan duti ayiramayi; mezgiti gösteriyrum, hamsi diyi…

Efendum, yumurtanun fabrikada yapilduğuni sanayi.

Biz gelduk araba yariştiriyruk.

Yani efendi, otobos saatinda varsa ne olur, geç varsa ne olur? Gurbetten yolci mi bekliysun? Eğer varacaği saat önemliysa, edersun yazıhaneye bi telefon, derler sağa otobosun ineceği zamani…

Bu kadarluk mesele içun sabiyi subyani niye telef edeysun?
Uşakçuklarda şarki yok, türki yok, oyun yok; dayamişler Matematiği.
Ayiptur …

Tags: , , , , ,




Üste Git ↑