Hüseyin Yayla no image

Published on Şubat 26th, 2013 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

13

Otoparklar nerede?

O gün Osman’ın keyfi yerindeydi. Yeni aldığı bir aracın ilanını internete girdiği andan itibaren telefonlar susmak bilmemişti. Keyifle ellerini sıvazladı. Uzun zamandır beklediği kârlı bir alışverişi nihayet gerçekleştirebilecekti.

Aracı çok isteyen vardı ama “Bir kızı, bin kişi ister bir kişi alır” atasözünü haklı çıkarırcasına sıkı pazarlıklar neticesinde onlarca kişi arasından emekli bir öğretmen satın almıştı.

Önce telefonda başlayan uzun pazarlıklar neticesinde müşteri aracı görmeye gelmiş, deneme sürüşü yaptıktan ve aracı ustasına gösterdikten sonra sıkı bir pazarlık sonucu Osman’ı ikna etmişti.

Ne de olsa para kolay kazanılmıyordu, hem pazarlık da sünnetti.

Osman da hem öğretmenlik mesleğine olan saygısı hem de emekliye olan hürmetine istinaden ciddi bir iskonto yapmıştı. Yine de mutluydu. Ticaretinde hem iyi miktarda para hem de güzel bir insanı kazanmıştı.

***

Çaylar kahveler içildi, sohbetler yapıldı… Her şey iyi güzel hoş da neredeyse noter kapanacaktı. Osman sohbeti bölerek:

–          Hocam, çayları da içtiysek noter kapanmadan satışı yapalım, dedi.

–          Tamam kardeşim, sizin de fazla vaktinizi almayalım. Ne yapmamız gerekiyor?

–          Önce ödemeyi halledelim isterseniz. Nakit mi ödeyeceksiniz, bankadan havale mi yapacaksınız?

–          Nakit getirdim, para yanımda.

–          Alalım hocam o zaman, sayalım.

–          Parayı noterde vermemiz gerekmiyor muydu?

–          Hocam bize güvenmiyor musun? Aşk olsun…

–          Kusura bakma evladım. Güvensizlikten değil, usulü bilmiyoruz.

–          Hocam önce parayı alalım sonra da notere gidip satışı yaparız. Sonra siz sağ, ben selamet…
Müşteri parayı Osman’a uzatır. Osman parayı alır ve sayar, tamamdır. Ayağa kalkar araban anahtarını alır, müşteriyi de buyur ederek kapıya doğru yönelir. Birlikte kapıdan çıkarlar ve arabaya binip notere giderler. Noterde satış işlemleri yapılır, dışarı çıkarlar. Osman:

 

– Hocam vaktiniz varsa dükkâna gidelim birer çay içeriz, dese de müşteri;

– Sağ ol evladım, geç olmadan biz gidelim artık. Seni de ziyadesiyle meşgul ettik, hakkını helal et, der.

 

Tokalaşırlar ve Osman anahtarı müşteriye teslim eder. Arabaya doğru yönelirler, fakat o da ne? Araç yerinde yok. Ama nasıl olur? Az önce hep beraber aracı buraya park edip inmişler ve notere gitmişlerdi. Şimdiye kadar da hep birlikteydiler. Yüzlerindeki gülümse yerini endişeye bırakmıştır. Acaba buraya park etmemişler miydi? Sağa sola bakınırlar ama aracı göremezler. Köşede seyyar bir simitçi vardır, ona yaklaşıp sorarlar:

– Dayı, burada bir araç vardı, gördün mü?

– Vallahi sizin aracı görmedim ama buralarda araçları çekiyorlardı az önce…

– Tüh ya, o zaman bizim aracı da çekmiş olabilirler. Nereye çekiyorlar?

– Şu arkada yediemin parkı var, oraya çekmiş olabilirler.

– Yürüyerek gidilir mi?

– Yürüyerek 10 dakika falan, isterseniz taksiye binin, der.
Taksiye binerler ve yediemin parkına gelirler, aracı orada görünce içleri rahatlar. Ne de olsa çekilmiş olması çalınmış olmasından daha iyidir.

 

Otopark görevlisine yaklaşırlar, plakayı söylerler ve prosedür hakkında bilgi almak isterler. Otopark görevlisi yüzlerine bile bakmadan direkt lafa girer,

 

–          65 TL çekici parası, 10 TL otopark parası. Ayrıca 65 TL de ceza gelecek, onu ödeyeceksiniz.

Emekli Öğretmen,

–          Yavrum yapma etme, biz parayı zor denkleştiriyoruz. Yok mu bunun kolay yolu, dese de asık suratlı otopark görevlisi,

–          Yok dayı, usul böyle, her şey kayıt altında. Elden bir şey gelmiyor, der.

Müşteri Osman’a, Osman da müşteriye bakar, içlerinden geçirseler de dillerinden dökülmez ama gözlerinden okunmaktadır,

 

–          Ceza kime ait?

Osman arabayı satmış parayı almıştır; araç müşteriye ait, cezayı onun ödemesi lazım.

Müşteri parayı ödeyip satışı üzerine alsa da henüz arabayı teslim almamıştır; ceza satıcıya ait.

Ne yapmak lazımdı? Her ikisi de işin içerisinden çıkamıyordu. Zihinlerindeki bulanıklık yüzlerine yansıyordu. Her ikisinin de alnı kırışmış, gözler kısılmış, dudaklar burulmuş, uzaklara dalıp gitmişlerdi. Sessizliği bir kadının çığlık çığlığa bağırması keser:

–          Bu ne rezillik böyle? 5 tane otopark dolaştım. Ne hakla çekiyorsunuz benim aracımı, başka araç mı bulamadınız? Madem çekiyorsunuz, nerede olduğunu niye söylemiyorsunuz? Otopark vardı da biz çekmedik mi? Otoparklar nerede? Çekmeyin kardeşim, yazın cezayı bırakın cama, öderiz biter…

Kadıncağız bankada işlem yapmak için 5 dakikalığına aracını park etmiş, çıktığında aracını bulamamıştır. Haklı veya hasız bilinmez lakin kadının serzenişleri hiç bitmiyordu. Otopark görevlisi Osman’a döner ve:

–          Siz ödeme yapacak mısınız, diye sorar.

Osman kafasında bir karar vermiştir. Müşterisine döner ve hiç istemese de esnaflık gereği yine ortayı bulmaya çalışır:

–          Hocam izin verirseniz burayı ben ödeyeyim, gelen cezayı da siz ödersiniz.

–          Nasip kısmet kardeşim. Tamam öyle olsun bakalım…

***

Ödemeyi yapıp çıkarlarken Osman’ın gözü otoparkta çalıştığını düşündüğü bir gence takılır. Genç adam elindeki çubukla bayanın aracına bir çizik atmış, kendi aklınca bağırıp çağıran, hakaret ve küfürler yağdıran kadını cezalandırmıştır.

Osman araca binip uzaklaşırken dikiz aynasından son bir kez daha bakar. Gördüğü tablo içler acısıdır. Ödemesini yapıp aracına binen kadın geri viteste öfkeyle gaza basmış ve arkasındaki çöp tenekesine çarpmıştır.

Tags: , , , ,




Üste Git ↑