Hüseyin Yayla Un cuore di cioccolato nel latte

Published on Mart 18th, 2014 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

5

Çikolata ve Aşk

Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun…

Bu dünya var olalı bunlara benzer ne büyük aşklar gördü, neler yaşandı.

Hemen hepimiz bunların hikâyesini birçok defa duymuş, dinlemişizdir. Bilmediklerimiz de cabası…

Hepsi de büyük aşklardı ama ben şuna inanıyorum ki ne Kerem, ne Ferhat ne de Mecnun o dönemlerde çikolata ile tanışmamışlardı. Tanışmış olsalardı, bugün belki de biz bu aşk hikâyelerinin hiç birisini dinliyor olmayacaktık.

Bugün tüm uzmanlar tarafından dünyanın en büyük sorunlarından biri olarak sigara tiryakiliği gösterilse de ben başka bir tez savunuyorum;

“Çikolatadan vazgeçmek sigarayı bırakmaktan inanın ki daha zor.” Tecrübeyle sabit…

***

Kur’an-ı Kerim’de geçen Araf suresinin 31. ayetinde “… yiyin, için, fakat israf etmeyin, çünkü O, israf edenleri sevmez …” yazdığını ilk olarak Mehmet Ali Bulut’un Can Boğazdan çıkar kitabında okudum. Belki önceden de okumuşumdur ama ilk defa aklıma bu kadar kazıdım. Aslına bakarsanız yemek ve israf konusundaki birçok sözü, benim olduğu kadar sizler de anne ve babalarınızdan sıkça duymuşsunuzdur. Bu söz, büyükler tarafından genellikle tabağımızdaki yemekleri bitirmemiz için söylenmiştir.

Oysaki yazar, bu söylemden başka bir mana çıkarmıştır; “Yediklerinize dikkat edin, ömrünüzden ziyan etmeyin”.

***

Ben, 2001 yılında bir arkadaşımın önerisi ile ilk şekersiz çayımı içtim. Kolay olmadı, önceleri çok tatsız gelse de ısrarla devam ettim ve o ilk çaydan bugüne aralıksız olarak 13 yıldır çayı şekersiz içiyorum.

O zamanlar dengeli beslenme nedir bilmezdim. Bünyem güçlüydü, ne yesem yakabiliyordum. Kilo problemim de yoktu. Hemen her gün spor yapıyordum.

Aradan yıllar geçti, zamanını hatırlayamıyorum ama uzunca bir süredir beyaz ekmeği hayatımdan çıkardım. Henüz çok fazla kilo almasam da “ yılanın başını küçükken ezmek “ misali, hazır bazı şeylerin farkına da varmışken bir yerlerden başlamak lazımdı.  Eskisi kadar sıklıkla spor da yapamıyordum. Hem ye hem hareket etme; başıma geleceklerin farkındaydım.

Başlangıç olarak son iki yıldır sabah, öğle ve akşam yemeklerinde ekmek yemiyorum. Sadece hafta sonları, o da bir dilim. Ekmek yemem gerektiğinde kepekli veya buğday ekmeğini tercih ediyorum. Aslında buna ekmeği tam da hayatımdan çıkardım demek olmaz, zira bazen (çok olmamakla birlikte) beyaz ekmek de yiyebiliyorum.

Sonra kola ile ilişkimi kestim, uzunca bir süredir kola ve benzeri asitli-şekerli içecekler içmiyorum. Meyve sularında da şekersiz olanları tercih ediyorum.

Ve sonrasında da 2011 Mart ayında sigaraya veda ettim. Ne mutlu ki bana 3 yıldır sigara içmiyorum. O kadar vazgeçtim ki artık ne görüntüsü ne de kokusu bana cazip gelmiyor.

Ayrıca da çok mutlu ve huzurluyum!

Sigarayı bırakırken en büyük korkularımdan birisi kilo almaktı. Yine okuduğum bir yazıda sigarayı bırakırken kilo almak dert edilirse sigaraya geri dönüş yapılacağı yazıyordu; “İki stresle birlikte başa çıkmaktansa önce bırak kilo al, sigaradan tamamen kurtulunca onunla da mücadele edip kazanabilirsin” diyordu. Ben de öyle yaptım.

Nihayet sigaradan kurtulmuştum. Bununla birlikte fazla olmasa da kilo almıştım. En son 2013 yılı ortalarında fazla kilolarıma kafayı taktım ve şeker diyetine başladım. Şeker derken pilav, havuç, bezelye, kırmızı meyveler, dondurma, çikolata ve bilumum tatlıları kastediyorum. Yani en sevdiğim şeyler…

Yaz günlerinde çocuklarla birlikte her gün tükettiğimiz dondurmadan nasıl vazgeçecektim? Vazgeçtim!

Sofralarımızın vazgeçilmez yemeklerinden pilav, hele de tereyağlı olursa gel de yeme… Yemedim!

Her yemekten sonra biraz da tatlı iyi gider değil mi? Sıktım dişimi, yemedim!

Yaz günlerinin en sade yemeklerinden karpuz ve beyaz peynir, hele de karpuz soğutulmuşsa… Onu da yemedim!

Pastalar, kekler, kurabiyeler derken her birini hayatımdan çıkardım ama gel gelelim şu çikolataya nasıl hayır diyecektim?! Ölsem daha iyi…

Ne kadar dayansam, sabretsem de her gördüğümde yeniden âşık oluyordum. Her gördüğümde kafamı çevirmeye çalışıyordum ama başka bir güç, görünmez bir el benim kafamı ona doğru çeviriyordu sanki.

Bir tarafım “boş ver, ye!” diyor diğer tarafım “kendine ihanet etme!” diyor, kendime ihanet ile çikolataya ihanet arasında gidip geliyorum. Allah’ım neydi günahım? Ne büyük bir acı bu! Tarifi imkânsız…

Çok uzun süre bir ayrılık yaşadık. Ben bu arada fazla kilolarımdan kurtulup “fit” bir hale geldim. Tamamen olmamakla birlikte tatlıdan uzak duruyorum ama çikolata ile her karşılaştığımda içimde halen fırtınalar kopuyor. Her ne kadar mücadele etsem de her zaman galip gelemiyorum. Bazen o, bazen de ben, bir galip bir mağlup geçinip gideceğiz, başka çare yok…

Bir taraftan da şöyle bakmak lazım; her şeyi de bırakmak olmaz, bazen hayatta kendini mutlu etmek için bir şeylerin de olması lazım. Diğer bir açıdan da kendinizi ödüllendirdiğinizi düşünebilirsiniz.

Uzun yıllar üzerinde konuşuldu; “çikolata yediğimizde içimizdeki mutluluk hormonları aktif hale geçiyor ve kendimizi daha iyi hissediyoruz.” Ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilemeyiz. Bununla birlikte yazılanlara bakılırsa daha birçok faydası olduğunu görebiliriz.

Eh! Bunlar da bir nebze içinizi rahatlatabilir, kendinizi suçlu hissetmemeniz için yeterli nedenler olabilir.

Bu hikâyenin neresinden alırsanız alın ama hayatınızda her zaman kendinizi iyi hissettirebilecek bazı sebepler yaratın.

Ve son olarak; evde, işte ve hayattaki kötü alışkanlıklarınızı değiştirin!

Onlar sizi değiştirmeden!…

Tags: , , , , , ,




Üste Git ↑