Biz Adam Satmayız!

Sevgili Otogüncel Okurları,

Öncelikle bugünden itibaren bu sayfadan sizlerle buluşacak olmaktan büyük bir mutluluk duyduğumu bilmenizi isterim. Bu imkanı bizlere sağlamış olan saygıdeğer hocamız Dr. Abdullah Demir’e ve tüm Otogüncel ekibine teşekkür ederim. Buradan sizlere bilgi aktarımı yaparken özellikle Türkiye’nin satış konusuna nasıl baktığını ve otomotiv sektöründe satışın tüm yönlerini, gerek kitabî gerekse yaşanmışlıklardan yola çıkarak aktarmayı ve örneklendirmeyi düşünüyorum. Umarım hepimiz için keyifli bir serüven olur…

* * *

Bizim milletimiz satış olayına hiç hevesli değil, satmayı sevmiyor. Bizim gelenek ve göreneklerimizde hediye etmek, sunmak, gönülden vermek var ama satmak yok. Hatta satmak olayına öyle bir bakış açımız var ki literatüre girmiş olan “adam satmak” diye bir tabirimiz bile var. Adam satmak kötüdür. Satan kişi toplum tarafından dışlanır, yerilir, yerden yere vurulur. En küçük bir olayda bile hemen “Biz adam satmayız” deriz. Olay küçüktür ama sonuçları büyük olabilir. Biz Türkler ağzı yanınca yoğurdu üfleyerek yeriz. Bu yüzden halkın diline dolanmıştır. “Biz adam satmayız.”

Bizde en zor şey, bir hizmetin bedelini belirlemektir. Eskiden imece usulü eş-dost, akrabaya yardım edilir ve yapılan iş yardımının karşılığı bir tas soğuk ayran veya komposto ile ödüllendirilir, akşam yemeği ise ziyafet yerine geçerdi.

Türk milletinin parayla işi olmaz. O kadar ki “Para nedir ki? Elinin kiri, yıkarsın geçer.” denilmiştir. Hatta yaptığı her işe para isteyenlere “paragöz” denir ve şeytanla işbirliği yaptığına inanılırdı. “Bunun derdi, tasası para. Para için yapmayacağı şeytanlık, kötülük yok.” denilirdi.

Bu sebepledir ki esnaf para almaktan, para istemekten utanırdı.

Bir iş yaptırırsınız ve:

–        Borcumuz nedir? diye sorarsınız.

Cevap:

–        Ne borcu abi, bizden olsun, derler.

Israr edersiniz…

–        Olur mu ya? Hadi söyle bi şeyler, nedir borcum, dersiniz.

Utana, sıkıla:

–        At bi siftah, derler.

Uzatırsınız, küçük bir meblağ banknot ve:

–        Yeter mi, diye sorarsınız.

–        Allah bereket versin, derler.

Alır sakalına sürer ve cebine sokar, yüzünde muzip bir gülümseme ile…

Ama satmazlar…

Otomotiv sektörüne sonradan giren kiralama, birbirine yabancılaşan şehir yaşamına ayak uyduran insanlardan kaynaklanmıştır.  Biz Türklerde kiralama yoktur. Bizde “ödünç” vardır. Hatta eskiden anahtar masanın üzerinde durur, ihtiyacı olan gelip sormadan alırdı. Eğer şoförlüğü yoksa bir de üstüne şoför tahsis edilir, gideceği yere kadar götürülür, işi çok uzun değilse kapının önünde araç içinde beklenir, eğer uygunsa içeriye davet edilir, ikramda bulunulur, sonra geriye dönülürdü. Yakıt parası teklif edilirdi ama dövsen daha iyi…

–        Ayıp ediyorsun abi, lafı mı olur, diye cevap verilir, biraz daha ısrar ederseniz, kaşlar çatılır.

–        Sok abi paranı cebine, burada senin paran geçmez, diye terslenirsiniz.

–        Ben sana gelsem sen benden para mı alacaksın, derler.

İnsanlık öldü mü?

* * *

Selçuklular zamanında yapılan hanlarda, konaklama devlet tarafından karşılanırmış. Gelip geçen tüccarlar en iyi şekilde ağırlanır, yer-içer, yatar para ödemezmiş. Hancı faturayı devlete keser, devlet de ödemeyi yaparmış. Bu sebepledir ki Otelcilik ve Turizm, ülkemizde en hızla büyüyen ve kurumsallaşan, belli standartlara dayanan bir sektör olmayı başarmıştır. Büyük otelleri bir kenara ayırıyorum ama küçük aile işletmeleri olan pansiyonlar ve motellerde de misafirperverlik ön plana çıkarak, birçok hizmet ve ikram bedelsiz olarak işletme sahibi ailenin gönlünden koparak bizlere ulaşmaktadır. Kendi sofrasına davetlerden başlayıp, bahçedeki sebze ve meyvelere kadar her türlü ikram ve hizmet bedelsiz olarak misafirperverliğin bir örneği olarak günümüzde halen yaşanmakta ve yaşatılmaktadır.

Bu sebepledir ki kısa sürede çok zengin olabilen küçük işletmelerin haberleri dünya gündemine sıklıkla otururken günümüz Türkiye’sinde bunun örneklerine halen rastlanamamaktadır.

H. Hüseyin YAYLA

Hüseyin Yayla Kimdir?

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

15 Cevaplar

  1. Dr. Abdullah Demir dedi ki:

    Aramıza hoş geldin. sefa getirdin. İlk yazını herhalde senden sonra ben okumuşumdur. kalemine ve gönlüne sağlık…

  2. H. Hüseyin Yayla dedi ki:

    Teşekkürederim, Aranızda olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum.

    • oguz aydin dedi ki:

      Hüseyin bey, yazınızı okudum,çok beğendim. Gerçekten tespitleriniz yerinde, unutmuşuz bunları yahu, okuyunca anımsadım, hepsi 40 yaş üstü yurttaşlarımız bildiği, hatırlayacağı güzel teamüllerimiz..devamını bekliyorum..
      bir de şunu söylemeden geçemeyeceğim , Anadolunun Karadeniz bölümünde de imece ye MECİ derler..bilmenizi isterim…esen kalın..Oğuz AYDIN

  3. Özgür Akçay dedi ki:

    Keyifle okudum yeni yazılarınızı sabırsızlıkla bekliyorum.

  4. serkan kılıç dedi ki:

    hüseyin bey düşünceleriniz,olaylara karşı bakış açınız ve analiziniz çok güzel, yazılarınızın devamını beklıyorum.

  5. Ö.Fehmi Sayın dedi ki:

    Hüseyin Bey,

    Öncelikle senin içindeki yıldızı çıkartan ve sana yazı yazma fırsatını veren değerli dostun Abdullah Bey’e teşekkür ederim. Seninle beraber çalıştığımız süre zarfında şirket hedeflerine koşarken, katılımın, yaratıcı fikirlerin,iyiniyetli işbirliğinin tadı hala damağımda dersem abartmamış olurum. Yazında unutulmuş ve gözden kaçmış olgulara yer vermen, senin dünyaya ve olaylara farklı bakışın yansıtmasının yanı sıra buram buram duygu kokuyor.
    Yazılarını hep bekler ve merak ediyor olacağım, sevgiyle ve hoşcakal.. Fehmi Sayın

  6. H. Hüseyin Yayla dedi ki:

    Tüm dostlarıma ve değerli büyüklerime yapmış oldukları yorumlar için teşekkür ederim.Sizlerin yorumlarınızdaki her cümleniz bana manevi bir kuvvet ve destek olmaktadır. Sizleri tanımış olmaktan dolayı çok mutluyum. Aklınıza gelecek hertürlü fikir,öneri, eleştiriyi eksik etmeden paylaşmanızı rica ederim.Böylelikle beni zenginleştireceğinizi ve cesaretlendireceğinizi bilmenizi isterim. Sevgiler & hoşçakalın

  7. Süleyman Kalyoncu dedi ki:

    Hüseyin bey köşe yazınızı okudum ve çok beğendim.Başarılarınızın devamını dilerim.

  8. Gülseren dedi ki:

    Gönülden vermek…insani değerlerimizi koruyabilmek ..o zaman her alanda yaratılan güvenle ne çok güzel işler yapılır. Tabii iş hayatında bir de adam satmasalar…! Benimki de ne güzel bir hayal…çok hoş bir anlatımla geçmişe gittik sayenizde…teşekkürler…

  9. İpek Pekmezci dedi ki:

    Ne güzel geleneklerimiz vardır… Aslında karşımızdakine değer vermek, saygı göstermek. Artık azalıyor galiba… Kaleminize sağlık pek güzel yazmışsınız.

  10. İpek Pekmezci dedi ki:

    İnsana değer vermek,hiçbir beklentisi olmadan hareket etmek. verici olmak… Bu güzel gelenekler bitiyor galiba. Bize hatırlattığınız için teşekkürler

  11. Sona Küçükyan dedi ki:

    “O güzel insanlar o güzel atlara binip gittiler”… Şimdi “eşeği boyayıp satam”, adam kazıklayan, insan satan, hem de her türlü anlamıyla maalesef, ne ararsanız, hatta aramazsanız bile mevcut.
    Üzülmeyin yani “bizim milletimiz satmayı pek güzel öğrendi”.

  12. Gökhan dedi ki:

    Evimizde aile terbiyemizde İnsana değer vermeyi öğreniyoruz…Fakat bir bakıyoruz ki hayatın içi öyle değil…Adam satmanın dışında insana hiç değer yok…
    teşekkürler…

  13. Elif dedi ki:

    Güzel bir anlatım, doğru tespitler.

  14. Gülşen dedi ki:

    Eskiden adam gibi adamlar vardı, şimdi adamın dibi olunca, alan da çok olur satan da…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir