Yöneticiler, satışlar ve başarı

Bence tüketici olarak birinci, ikinci ya da üçüncü olmanın hiçbir önemi yok. Taç giyme törenlerinden pozitif anlamda en çok yararlanan kesimler o firmaların yöneticileri oluyor. Hele ki “NationalSales Office-Ulusal satış ofisi” olarak faaliyet gösteren bir firmaysanız ya da başka bir deyişle Türkiye'de herhangi bir distribütör tarafından temsil edilmeyip yabancı sermaye olarak bulunuyorsanız, genel müdürünüz için pazar payının yükselmesinden daha iyi birşey olamaz.
Yüksek notlarıyla burs kazanan öğrenci misali, Türkiye'nin kendi büyüme ivmesiyle birlikte alır yüksek notunu ve hemen terfi olur.
Bakıldığında ise sadece birkaç yıllık satış geçmişiyle araştırılarak başarılı yönetici sınıfına yükselir. Zira, satışları üçten beşe yükseltmiştir. Fakat, bunun ardına, arkasına kimse bakmaz.
O satışları yakalamak için ne gibi tavizler verilmiştir bu kimseyi ilgilendirmez.
Bir firma yılın birinde satış anlamında deyim yerindeyse nal toplarken, bir yıl sonra bir bakarsınız ki pazar payı ve satışlarını radikal bir şekilde artırmıştır. Aynı araçlar mevcutken yaşanan bu değişikliğin nedeni ise aslında çok basittir. Yönetici değişmiş ve yeni gelen yönetici de agresif bir fiyat politikasıyla damping sayılabilecek indirimlere başlamıştır.
Satışlar hızlı bir artış yakalar. Ancak daha sonra bu araçların bakımları ya da geri dönüşleri başladığında işin tadı kaçmaya başlar.
Yine ha keza, bir yıl büyük filo alımlarında esip gürleyen bir marka ikinci yıl ilaç niyetine tek bir filo müşterisi ile sözleşme imzalayamaz. Nedeni ise basittir; ya genel merkezden iyi bir destek alınmıştır ya da risk alıp gaza basar. Satışlar artarken de “Bakın bizim satışlarımız radikal biçimde artıyor” diye kendi imaj kampanyaları yapılır.
Ancak bakıldığında moda deyimle kılıçla gelen kılıçla gider. Yani fiyatları aşağı çekerek yükselenler, fiyatlara müdahale edemedikleri zaman ya da kendilerinden daha iyi bir kılıç ustasıyla karşılaştıklarında yenilmeye mahkumdur.
Buna bir de Türkiye'deki satışların ya da birinci olmanın yolunun filo satışlarında etkin olmaktan geçtiğini de eklemek gerekiyor. O yüzden bence birincilikten önce karlılık geliyor. Ve bunu yakalayanlar da hakikaten hem müşteriyi hem de patronu memnun edebiliyor. Diğerleri ise benden sonra tufan sınıfında güreşiyor.
Kaynak: Dünya Gazetesi'nden Gültekin Kara'nın 20.06.2011 tarihli “Benden sonra tufan” konulu makalesinden derlenmiştir.

Dr. Abdullah DEMİR

1973 yılında Trabzon’da doğdu. İlk, orta ve liseyi Trabzon’da tamamladı. 1992 yılında Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Makine Eğitimi Bölümünü kazandı. 1996 yılında Otomotiv Öğretmeni olarak mezun oldu. 1999 yılında yüksek lisansını tamamladı. 1997-2000 yılları arasında Marmara Üniversitesinde Araştırma Görevlisi olarak çalıştı. 2009 yılında Kocaeli Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde “Fren Disklerine Uygulanan Kaplamaların Frenleme Performansına Etkisinin Deneysel İncelenmesi” konulu tez çalışmasıyla doktor oldu. Demir, İBB - İstanbul Otopark İşletmeleri (İSPARK) AŞ’de sırasıyla, Teknik İşler Şefi, İşletmeler Müdürü, Etüt Plan ve Proje Müdürü, Etüt ve Planlama Müdürü olarak çalıştı. 2011 yılında Marmara Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü’nde Yardımcı Doçent olarak göreve başladı. Başta otomotiv olmak üzere, güç aktarma organları, alternatif yakıtlar, ulaşım ve otopark yönetimi alanlarında ulusal ve uluslararası dergilerde, kongre ve sempozyumlarda yayımlanmış makale çalışmaları bulunmaktadır. Ayrıca “Güç Aktarma Organları”, “Otopark Uygulamalarında Teknoloji, Çevre ve Emniyet Faktörleri”, 40 bin kelimelik “Otomotiv ve Temel Teknik Bilimler Sözlüğü”, 11 bin kelimelik “Sistem Sistem Otomotiv Teknik Terimler ve Terminolojiler Sözlüğü”, 2500 kelimelik “Otopark Endüstrisi Sözlüğü” gibi yayınları da bulunmaktadır. www.otoguncel.com web sitesinin editörlüklerini yürüten ve wushu spor dalında uluslararası hakem olan Demir, evli ve iki çocuk babasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir