Siz Kaç Kişi-lik-siniz? - OtoGüncel Oto Haber Sitesi

Hüseyin Yayla no image

Published on Kasım 12th, 2013 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

4

Siz Kaç Kişi-lik-siniz?

Bir futbol maçı oynanıyordu. Saha ve zemin futbol oynamaya elverişli, seyirci her zamanki gibi mükemmeldi. Maç ortada geçiyordu. Her iki takım da birbirini tartarak oynuyor, hata yapmamaya çalışıyordu. Güç dengeleri birbirine eşitti.

Derken maçın 60. dakikasında bir futbolcu kırmızı kart gördü ve takımını 10 kişi bıraktı. Teknik direktör bir hamle yapmalıydı. Sahaya ilk 11’de 2 forvetle çıkmıştı. Şimdi birini kenara alıp orta sahayı güçlendirmek gerekiyordu. Yaptı da…

Bu maç takım için önemliydi. Ne olursa olsun bu maçı almaları gerekiyordu ve oyuncular da bunun farkındaydı. 10 kişi kalmışlardı. Rakip üstlerine gelecekti. İyi bir takım savunması yapıp kontra atak ile golü bulabilirlerdi ve öyle de oldu. Tüm futbolcular neredeyse iki kişilik koşarak oyundan çıkan arkadaşının eksiğini kapattı ve hızlı bir atakla takım golü buldu. Daha sonra rakibin baskıları sonuç vermedi ve maç 1-0 sonuçlandı. Teknik direktör soyunma odasında oyuncularını tebrik etti, onların sevinç kutlamalarına katıldı.

Hafta içi antrenman vardı. Takım önümüzdeki haftanın hazırlıklarını yapıyordu. Keyifler yerindeydi. Kulüp başkanı bir haber gönderdi ve teknik direktör ile görüşmek istediğini söyledi. Teknik direktör antrenmanı yardımcısına devretti ve yapılacakların üzerinden kısaca geçerek kolaylıklar diledi.

Daha sonra kulüp binasında başkanın odasının önündeydi. Kapıyı vurdu, içeri girdi. Selam ve hatır sormaların ardından başkan konuya girdi,

– Hafta sonu için sizleri bir kez daha tebrik ederim. İyi bir başarı gösterdiniz.

– Teşekkürler başkanım.

– Ayrıca şunu da söylemeliyim ki takım bu sene iyi gidiyor.

– Eksik olmayın.

– Yalnız biliyorsun mali durumumuz hiç iyi değil. Bazı tasarruflar yapmamız lazım.

– ???

– Futbolcuların maç başı paralarını ödemekte zorluk çekiyoruz. Onlarla konuşmanızı ve bundan sonra her birinin iki kişilik oynamasını istediğimi söyleyin. Zira bundan sonra maçlara 10 kişi ile çıkacağız. Bunu başarabileceklerini hafta sonundaki maçta gösterdiler. Bir kişinin maç başı parasından elde edeceğimiz tasarruf bize nefes aldıracaktır.

– Aman başkanım, siz ne diyorsunuz, 10 kişi ile maça çıkılır mı?

– Neden çıkılmasın? Geçmişte örnekleri de var. 10 kişi ile ne maçlar kazanıldı…

– Yapmayın, sayın başkanım. Bunlar sadece bir maçlık ve belirli dakikada oynanan oyunlar. Sürekli aynı performansı göstermek mümkün değil. Bunun hastalıkları, sakatlıkları var. Kupa maçları ve Avrupa maçları var. Hem şampiyonluk elden giderse tasarruf edeceğimiz miktardan çok daha fazlasını kaybedebiliriz!..

– Ben takımıma güveniyorum. 10 kişi ile yola devam edeceğiz. Git ve onlarla konuş. Bizi anlayacaklarına ve çok çalışacaklarına eminim.

Bu anlattıklarım size de saçma geldi, değil mi? Evet, belki bir futbol takımında bu olaylar gerçek olmayabilir ama iş dünyasında benzer örneklerine sıkça rastlıyoruz.

***

Bir personel ayrıldığında, onun yerine adam almak bir kenara dursun, işlerini başka personele paylaştırarak çözüm bulmak en kestirme çözüm halini aldı. Belki ilk başlarda çalışanların özverisi ile işler yolunda gitse bile bir süre sonra personelin asıl performanslarında düşüş gözlenmektedir. Asıl performansını yerine getiremeyen personel bir süre sonra gözden düşer. Sürekli yapılan eleştiriler onun da motivasyonunu düşürür ve kaçınılmaz son; ayrılık günü gelip çatar.

***

Bir restaurant düşünün. Ortalama bir saatte 100 kişiye hizmet veriyor. Sürekli çıkan bulaşıkları 2 kişi ayırıp makineye koyuyorlar ve yeniden servise hazırlamaları gerekiyor. İçlerinden birisi rahatsızlanıyor ve eve gitmek durumunda kalıyor. Diğer arkadaşı onun iki günlük istirahatı sırasında olağanüstü bir çaba göstererek işin altından kalkıyor. Sonrasında patron müdürü çağırıyor ve diğer elemanı işten çıkarmasını istiyor. Ne de olsa bu iş 1 kişi ile de yapılabiliyor.

Müdür istemese de patronun dediğini yapıyor. Bir müddet sonra bulaşıklar yetişmediği için servis kalitesi düşüyor. Kısa sürede müşteri sayısında azalma görülüyor. Patron bulaşıkçının değiştirilmesini istiyor.

***

Öğretmenlerden biri bir aylık rapor alıyor. Müdür diğer öğretmenlerden onun boş derslerini doldurmasını istiyor. Kimse razı değil ama istemese de içlerinden biri buna rıza gösteriyor. Önceleri boş derslere girmek onu rahatsız etmese de bir müddet sonra müfredat yoğunlaşıyor.

– Az kaldı hocam, sık dişini…

Sınavlar olmuş, tüm öğretmenler sonuçları açıklamıştı. Bir tek iki kişilik performans gösteren öğretmenimiz sonuçları açıklamamıştı. Hem kolay mıydı? Bir yandan müfredatı götür, bir yandan sınav yap, bir yandan da onca kişinin kâğıdını oku ve değerlendir.

Nihayet sınavlar açıklanır. Geçen yılın en parlak öğretmeni ve sınıfının notlarında düşüş gözlenmiştir. Yeni öğretmen gelse bile toparlamak zor olacaktır.

 ***

Günümüzde birçok kişinin ağzına dolanmış; “İki kişilik çalışalım, üç kişilik çalışalım.”. İyi, güzel, hoş da sonuçlar hiçte sizin düşündüğünüz gibi olmayabilir.

Kişi kendi branşı ile ilgili işte dahi arkadaşının eksikliğini hissettirmese bile zamanla fiziksel bir düşüş yaşamayacak mı?

  • Kişi, kendi branşı olmayan yardımcı performansları yapacağım derken asıl performansında bir düşüş yaşamayacak mı?
  • Her iki seçenekte de üzerinde oluşacak fiziksel ve psikolojik baskıyı kaldırabilecek mi?
  • Baskı ve stresten doğabilecek ve iki kişilik çalışırken gösterilecek iki farklı kişiliğe diğer arkadaşları katlanabilecek mi?

Bir bakmışsınız melek gibi bir kişilik sürekli etrafındakilere bağıran, sinirli ve kavgacı bir kişiliğe dönüşmüş…

Bu çalışan açısından böyledir.

Bir de işyeri açısından bakalım…

Kaybettiğiniz müşterilere mi yanacaksınız? Kaybedeceğiniz kazançlara mı, yoksa imajınıza mı yanacaksınız?

Hepi topu birkaç kişilik tasarruf yapacağım diye tüm bunları kaybetmeye değer mi?

 

Tags: , , , , , ,




Üste Git ↑