Hüseyin Yayla no image

Published on Nisan 16th, 2013 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

6

Pazar 3 – Nasıl Olacak Bu İşler?

Osman’ın müşterisi gelir, tokalaşırlar. Aracı görmek üzere pazarın içerisinde yola koyulurlar. Tezgâhtarlar satış yapabilmek adına avazları çıktığı kadar bağırmaktadırlar:

“Sudan ucuz bunlar…”

“Beğenmezsen para yok!”

“Gel abla, gel…”

Pazarın içerisinde insan kalabalığına çarparak zorlukla yol alırlar. Tezgâhların arasından kestirme bir sokaktan çıkıverirler. Osman nihayet aracın yanına varabilmiştir. İstanbul’un yoğun trafiği ve semt pazarı stresi artık geride kalmıştır.

***

Osman dikkatlice aracı inceler…

Boya ölçüm cihazı ve el-göz koordinasyonu ile birlikte aracın değişeni, kazası, boyası var mı diye bakar. Plaka bilgisini 5665’e mesaj gönderir, hasar ve km kaydı bilgisini alır. Yetkili servisten bir arkadaşını arar ve servis kayıtlarına baktırır. Başka bir arkadaşına da sigorta ekranlarından tremer kayıtlarına baktırır.

Tüm sonuçlar olumludur. Kısa bir pazarlıktan sonra el sıkışırlar. Osman internetten parayı hesaba havale yapar. Birlikte notere giderler, satış yapılır.

Her şey bir anda olup bitmiştir. Müşterisi şaşkınlık içerisindedir. Hayretini gizleyemez…

–          Her şey ne kadar da kolay oldu.

–          Hayırdır, abi.  Zor olması mı gerekiyordu?

–          Vallahi, sizden önce gelenler beni bayağı bir zorladı.

–          Neler oldu?

–          Önce bir müşteri aradı, telefonda pazarlık yaptı. Aracın gerçekten hasarı olup olmadığını sordu, “yok” dedim.

Aracı neden sattığımı sordu, “ihtiyaçtan” dedim.

En son bakımlarını ne zaman yaptırdığımı, muayenesinin durumunu, kaçıncı sahibi olduğumu ve daha birçok soru sordu.

Hatta hasarı olup olmadığını birkaç kez sordu, hepsini cevapladım.

Nihayet aracı servise göstermek koşulu ile araca bakmaya geleceğini söyledi. Aracı kimseye satmamam konusunda da bana söz verdirdi. Ben de sözümü tuttum ve bekledim. Geldiler, servise gittik. Bu sefer de servis ücreti konusunda anlaşamadık. Servis ücretini benim vermem gerektiğini söyledi, “olmaz” dedim. Araç benim dediğim gibi çıkarsa parayı ödeyeceğini, ama servis masraf çıkarırsa ücreti benim ödemem gerektiğini söyledi. Ben tekrar “olmaz” deyince,

“Arabana güvenmiyor musun?” dedi.

“Ben arabama güveniyorum ama servis olur olmaz bir masraf çıkarır neme lazım, hem aracı satın alacak olan sizsiniz” falan derken iş orada kopuverdi. Adam yoluna ben yoluma…

İşyerimden aldığım izine mi yanayım, arabamı park ettiğim yerden çıkardığıma mı yanayım.

Hadi git park yeri bul şimdi…

İşlerimden geri kaldığıma mı yanayım, arabamın çamur olduğuna mı yanayım vallahi ben de

bilmiyorum.

Döndüm tekrar işlerimin başına… İşler birikmiş, canım sıkkın, gel de çalış çalışabiliyorsan.

Bir daha servise v.b. gitmeme kararı aldım kendi kendime, fakat öyle olmuyormuş bu işler

sonradan öğrendim. Neredeyse telefondan arayan herkes aynı şeyleri soruyor ve söylüyor.

Sanki bir kâğıda bir metin yazıp herkesin eline dağıtmışlar insanlarda oradan okuyor sanırsınız.

–          Eeeee, sonra?..

–          Sonrası, bir türlü olmadı. Herkes üzümün çöpü, armudun sapı dedi, telefonla anlaşmak zor.

Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine pazara çıkarmaya karar verdim. Pazar sabahı erkenden açık

oto pazarına gittim.

Aman Allah’ım o da ne, sanki mahşer günü. Zar zor içeri girebildim.

Park yeri yok, herkes kendine göre bir takım önlemlerle önceden yer ayırmış.

Kimi araçlarını yan çekmiş kimi araya halat bağlamış, çöp bidonu koymuş, kalaslarla bile yer ayıran var. Neyse birisi halime acıdı da yanına sıkışıverdim. Başladık nasibimizi beklemeye…

Akşama kadar aynı sorular aynı sıkıntılar. Aracımı orada satmaktan vazgeçtim, çıktım eve

geldim.

İnanır mısınız? Bir akşam geç saatte müşterinin biri aradı, 2 saat hayat hikâyesini anlattı.

Ne iş yaptığını, arabayı niçin almak istediğini, eşinden dostundan nasıl borç para aldığını v.b.

şeylerden bahsetti. Adamın yüzüne kapatamıyorum da telefonu, ayıp olmasın diye… Mecburen

dinledim, telefon kulağıma yapıştı neredeyse…

Velhasıl dostum, nihayet sen geldin, her şey çok kolay oldu. Bu yüzden çok şaşırdım.

Bundan sonra otomobille ilgili ne işim olursa sizi arayacağım, teşekkürler…

***

İnsanları anlamak zor!

300 – 500 TL’lik bütçe ile yapacakları bir alışveriş için bile (kandırılmaktan korktukları için) yetkili bir satıcıya veya bayiliklere başvururken 25.000 TL ve daha fazlası bütçe ile alacakları araçları sokakta bile alıp satabiliyorlar.

Bu kadar göz kara olunabilir mi?

Nereden geliyor bu cesaret?

Anlamak çok zor! Oysaki her iş için bir ehline müracaat etmek lazım…

Klasikler arasına yerleşen “Kahvenizi nasıl alırdınız?” yazımız bu konuda size kılavuz olacaktır.

http://www.otoguncel.com/yazar/h-huseyin-yayla/kahvenizi-nasil-alirdiniz/

Hayırlı alışverişler…

Tags:




Üste Git ↑