Hüseyin Yayla no image

Published on Nisan 9th, 2013 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

7

Pazar 2 – Almak Şart mı?

Osman, adresteki bölgeye varmıştı fakat aracıyla daha fazla ilerleyemiyordu. Gitmek istediği sokakta semt pazarı kurulmuştu. Aracına uygun bir park yeri bulup aracını park etti. Müşterisini aradı ve müşterisi ona pazar içerisinde bir noktada beklemesini söyledi.

Müşterinin “bekle” dediği yerde geniş bir tezgâh vardı. Osman tezgâha şöyle bir göz gezdirdi. Tezgâhta daha çok bayan iç giyim ürünleri vardı. Manzara Osman açısından hiç de iç açıcı değildi; utana sıkıla beklemeye başladı.

Osman tezgâhın önünde bekliyordu ama tezgâhtar da bu durumdan hiç mutlu değildi. Alışveriş yapmayacak bir kişi tezgâhın önünü kapatıyordu. Osman tezgâhtarla göz göze gelmemeye çalışarak bir saatine baktı bir cep telefonunu kurcaladı; saniyeler saat gibi gelmeye başlamıştı artık. Kafasını kaldırıp gelen geçen insanlara baktı, gözleri yaklaşanların içerisinden müşterisini arıyordu. Müşterisi 5–10 dakika içerisinde yanında olacağını söylemişti ama Osman’ın 1 saniye bile fazladan beklemeye tahammülü yoktu. Gözü birden az ilerideki “ne alırsan 1 TL” tezgâhına takıldı. Onun önünde beklerse belki daha rahat edecekti. Hem belki de faydalı bir şey bulup satın alabilirdi. Zaten müşterisi de geldiğinde cep telefonundan kendisini arayabilirdi. Bu düşünce Osman’ı çok rahatlatmış, kuş gibi hafiflemesini sağlamıştı.

Bu sadece Osman’a has bir durum değildi. Genelde insanlar alışveriş yapmayacakları durumda kendilerini o dükkâna ait hissetmezler ve bundan büyük rahatsızlık duyarlar. Belki de bu yüzden özellikle de beyler, hanımları ile alışverişe gittiklerinde dışarıda beklemeyi tercih ederler.

Satış danışmanları da alışveriş yapmayan müşteriyle boş yere (!) uğraşmak istemez. Mağaza içerisinde aylak bir şekilde dolaşan müşteriye yaklaşır ve:

–          Yardımcı olabilir miyim, derler.

–          Sadece bakıyorduk, diyen müşteriyi de hiç sevmezler.

–          Hıhh! Sadece bakacakmış… Bir şey almayacaksa ne işi var burada, diye içlerinden geçirir ve arkalarını dönüp giderler.

 

Oysa psikoloji der ki; eğer bir kişi bakmak için bile olsa dükkâna giriyorsa o kişi potansiyel bir alıcıdır.

Bırakın insanlar rahatça dolaşsınlar, özgürce ürünlere dokunabilsinler. Bir şey sormak istediklerinde gelip size sorarlar. İçeride ne kadar çok zaman geçirirlerse sizin için o kadar iyidir. Sorduğu şey sizde yoksa hemen çıkıp başka bir yere gidecektir. Ama içeride geçireceği zaman içerisinde gördüğü bir şeyden etkilenebilir, fikri değişebilir. Bütçesi hakkında kendini yeniden sorgulayabilir, yeniden bir satın alma kararı verebilir.

Siz onun üstünde satın alma baskısı oluşturdukça belki de o satın almaktan uzaklaşacaktır. Belki de insanlar internet üzerinden alışverişi bu yüzden seviyorlardır. Bu konuya da ayrıca bir bakmak lazım.

***

Son zamanlarda Otomotiv sektöründe de bazı işlerin yolunda gitmediğini görebiliyoruz. Önceleri showroomlarda yapılan test sürüşü, araç lansmanı, brunch v.b. aktivitelere yoğun bir katılım olurken şimdilerde bu tür aktivitelere katılım çok az olmaktadır.

 

Buradan ortaya şu sonuç çıkıyor ki; Otomotiv sektörünün showroom anlayışına bir yenilik getirmesi gerekiyor.

Bu konudaki fikirlerimle ilgili aşağıdaki linke girerek daha önce yazmış olduğum yazımı okuyabilirsiniz:

http://www.otoguncel.com/yazar/h-huseyin-yayla/darisi-basimiza-diyelim/

İnsanlar sıkılmadan gelip araçları görebilsinler, satın alma baskısı olmadan incelesinler, test sürüşü yapsınlar. Algıyı değiştirmek,  pazarlamada farklı bakış açıları yakalamak lazım.

Eğer siz insanların içine bir ateş düşürebilirseniz mutlaka bir gün dönüp geri gelecekler ve satın alacaklardır…

***

Nihayet Osman’ın müşterisi gelir, tokalaşırlar. Aracı görmek üzere pazarın içerisinde yola koyulurlar. Tezgâhtarlar satış yapabilmek adına “ avazı çıktığı kadar” bağırıyorlardı;

“ Sudan ucuz bunlar “

“Beğenmezsen para yok”

“Gel abla, gel “

 

Devamı haftaya…

Tags: , , , , , ,




Üste Git ↑