Hüseyin Yayla no image

Published on Nisan 22nd, 2014 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

3

“Kıroyum Ama Para Bende”

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte donanımları yükselen araçların fiyatlarında da paralel bir yükseliş görülmektedir. Bununla birlikte 2. el ticareti de büyük önem kazanmaktadır.

Bu sıralar “Hurda yasası” da çıkabilir, Doğan görünümlü Şahinlere elveda diyebiliriz.

Araçların arkalarında yazan yazılar da “Şahin” otomobillerle birlikte yavaşça tarihe gömülse bile birçoğu halen hafızalarımızda yer almaktadır.

Bunların birçoğu da efsane denebilecek niteliktedir:

“Tek rakibim THY”, “Babam Sağolsun”…

Bir de dükkân camlarına asılan efsane yazılar vardır hani:

“Cenaze dolayısı ile kapalıyız”, “5 dakikaya geliyorum” gibi… :)

***

Ben “Asker Giremez” yazısına ilk olarak askerliğimi yaptığım dönemde Denizli’de rastladım. Yadırgadım dolayısıyla ve sorguladım da.

Aldığım cevap şu şekildeydi:

“Sivil halkın askere ve askerlik mesleğine karşı bir saygısı var. Asker sivil halkın içerisine karıştığında gerek hareketler ve gerekse muhabbetler nedeniyle bu ciddiyet ve saygınlık zarar görebilir.”

Sanki askerlik sona erdiğinde olan biten her şey ortaya dökülmüyormuş gibi de…

***

Genelde esnafın başındaki en büyük dert, adres soranlardır.

Tabi ki de cama en çok yazılan yazı da; “Adres tarifi 5 TL” dir.

Düşünsenize bir; esnaf siparişleri hazırlamış, tam torbaya dolduracak adamın biri içeri girer ve “Sümbül sokak nerede?” diye sorar. Bütün hesap kitap esnafın kafasından uçup gitmiştir.

Eh be adam! Madem destursuz girdin içeri, selam yok sabah yok. Bari bir bak bakalım adamın işi gücü var mı? Sonra senin yüzünden biz de cezalandırılıyoruz.

“Adres sormak 5 TL”…

Herkes asılan bu yazının aslında adres sorulmasına karşı caydırıcılık olduğunu bilse bile kimse esnafın adresi bilemeyeceğini ve kendisini korumak için bunu yazdığını düşünmemiştir, değil mi?

***

İnsanların adres bilmemeleri kadar normal bir şey yoktur. Belki de adam bu muhite yeni taşınmıştır. Olamaz mı? Herkes her adresi bilemeyebilir, bilmek zorunda da değildir. O esnaflar eskide kaldı artık.

Eski mahallelerde adres sorana gelen en hızlı cevap:

“Kimi arıyorsun?” sorusudur.

“Ali’yi arıyorum.”

Eğer ki soranı gözü tutmamışsa arkasından bir de:

“Ne yapacaksın Ali’yi?” sorusu gelirdi.

***

Bir de yaşadığı veya çalıştığı yeri tarif edemeyenler vardır.

Telefonda hararetle konuşurken birden bire telefonu yanındakine uzatır ve “Burayı tarif eder misin?” derler.

Bir de anlatma özürlüler vardır.

“Abi postaneyi biliyor musun?”

“Hayır”.

“Üst geçidi biliyor musun?”

“Hayır”.

“Peki, abi. Buralarda nereyi biliyorsun?”

“Bilmiyorum, ilk defa geleceğim. “

“Tamam, abi. O zaman sen devam et, yaklaşınca bir daha ara.”

***

Telefonda olduğunca yüksek sesle ve aynı şeyi tekrarlayanları da hatırlayalım.

“Abi, hani E-5 var ya E-5.”

“İşte o E-5’e çık. Anladın mı abi?”

“E-5’e çıkacaksın.”

“E-5’e çıkmayı biliyorsun değil mi abi?

“E-5’e çıkınca dümdüz gel, köprüyü geç, sağdan üçüncü veya dördüncü sapak olabilir abi, tabelayı görünce gir.”

“Tabela abi.”

“Tabelayı girince sağdan gireceksin.”

“Sen sağ tarafı takip et, sağdan sağdan yavaşça gel.”

“Tabelayı görünce sağdan gir abi. Oraya gelince beni bir daha ara.”

En son hanginizin aklına bir yeri tarif etmeden önce “Navigasyon kullanıyor musun?” sorusu gelmiştir :)

Açık adresi ver, Navigasyon’a yazsın, pat diye de eliyle koymuş gibi gelsin.

Navigasyon cihazı olup da kullanmayanlar da var ama neyse, oralara hiç girmeyelim!

***

Bir de tabela krizi vardır. Hani kimse kendi tabelasından bahsetmez de,

“Abi buraya geldiğinde göreceksin. Benzinci ile bankanın arasındayız.”

“Manavı göreceksin, hemen yanındayız.”

“Lastikçiyi geç abi, 2 dükkân sonra biz varız.” derler ya…

Sanırsın adam kendinden vazgeçmiş komşusunun reklamını yapıyor.

Yahu adam oraya ilk defa geliyor zaten. Senin dükkanını ne kadar biliyorsa lastikçiyi de o kadar biliyor. Ne demeye kafa karıştırıyorsun ki?

Geçtiğimiz akşam bir toplantı yemeğine katılacağım. Verilen adrese gittim ama mekânı bir türlü bulamıyorum. Sormak için arkadaşları aradım. Onlar benden önce gitmişti ama onlar da zorlanmış olacaklar ki telefonu mekân görevlisine verdiler. Tabi ki de ilk soru geldi:

“Abi neredesin?”

“Size çok yakınım ama göremedim. Sizi biraz geçmişim sanırım, dönüp tekrar geleceğim. Tam olarak neredesiniz?” diye sordum.

“Pişşti ile Migros arasında. Biraz daha ilerlersen tabelaları göreceksin.”

Gerçekten de her iki tabela da uzaktan rahatlıkla görülebiliyordu. Aslında ilk geçişte de onları fark etmiştim ama gideceğim mekânı göremediğim için ilerlemiştim.

“Tamam” dedim ve telefonu kapadım. Adresi elimle koymuş gibi buldum ama mekânın önüne geldiğimde bile tabelasını zorlukla seçebiliyordum.

Adamlar işin kolayını bulmuş. Ne de olsa yanlarında kocaman Migros tabelası var ya kendilerine (maliyeti ucuz, vergisi ucuz) küçücük bir tabela yaptırmışlar. Kendi adreslerini komşu tabelayla tarif ediyorlar.

Bir de bunları kartvizite yazanlar var! :)

Reklamın iyisi kötüsü olmaz, derler ama “Kimin reklamını yapıyorsun be adam!” demezler mi sana…

Nihayetinde sadece sermaye büyüklüğü ile büyük şirketler kurulmuyor. Bazen büyük olmak ince detaylarda saklıdır.

Tags: , , , , , , , , , , , ,




Üste Git ↑