Hüseyin Yayla saat3

Published on Eylül 4th, 2012 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

4

Hastalıkta ve Sağlıkta

Futbol, her biri 11 kişiden kurulu iki takım arasında oynanan bir oyundur. Bugün milyonlarca kişiyi hastalık derecesinde peşinden koşturan bu oyun için her yıl hedefleri doğrultusunda milyonlarca dolarlık yatırım yapan takımlar vardır.

Bazılarının hedefi şampiyonluk iken bazıları sırf yarışın içerisinde olmak adına ve pastadan ne kadar pay alabilirsem mantığı ile kendilerine küçük hedefler belirlemektedir.

Hedefler ne olursa olsun 11 kişinin oynadığı bu oyun için çok geniş kadrolar kurulur. Bu kadronun içerisinde sporcuların sakatlık, hastalık ve formsuzluk ihtimalleri hesaba katılarak 22 -28 arasında futbolcu yer alır. Bunlar arasından da en az 18 kişi seçilerek maç kadrosu belirlenir. Yani her maça 18 kişilik kadro ile çıkılır.

Oysaki iş dünyasında çalışan herkes 1 kişidir. Yedek oyuncu yoktur. Hastalıkta ve sağlıkta ne yaparsanız kendiniz için ve firmanız adına “siz” yaparsınız.

***

2011 yılında yapılan bir araştırmaya göre; Türkiye’deki çalışma saatlerinin 1. Dünya ülkelerine oranla 1 saat fazla olduğu ve bu 1 saatlik fazla çalışmanın kısaltılması durumunda ortalama 231 bin kişiye yeni iş imkânı sağlanabileceği ortaya çıkmıştır.

Yine araştırmalara göre; Türkiye mesai saatleri konusunda Zimbabwe, Sri Lanka, Tanzanya gibi ülkelerle aynı ligde yer alıyormuş.

***

Tercih ne olmalıdır, Uzun ve hantal geçen mesai saatleri mi, Verimli geçen Esnek çalışma saatleri mi?

Bu konu hakkında daha fazla söz söylemeden, bir işletmede yetkili müdür olarak çalıştığınızı varsayarak sizlere şu soruyu yöneltelim:

“Çalışma saatleri konusunda satış personelinizden sürekli yeni öneriler gelmektedir. Önerileri dikkate alıp esnek çalışma saatleri mi ayarlarsınız? Yoksa “Hayır, bizim şirketimizin bir politikası var, isteyen çalışır, isteyen gider.’mi dersiniz?”

Ve şu iki küçük hikâyeyle konuyu bağlayalım…

SENARYO 1

Orta ölçekli bir aile şirketinde; müdür gider ve patronun kapısını çalar. İçeriden tok bir ses:

–          Giiir, der.

Kapı açılır ve müdür içeri girer. Patron telefonda kavga edercesine birisiyle konuşmaktadır. Bırakın müdüre otur demeyi, eliyle buyur şeklinde bile işaret etmez. Müdür, el pençe divan misali ayakta beklemektedir. Konuşma ilerledikçe patronun öfkesi artmaktadır ve bu durumda müdürün omuzları biraz daha çökmektedir. “Şimdi de hiç zamanı değilmiş, keşke gelmeseydim.” diye düşünse de iş işten geçmiştir artık. Bir kere kapıdan içeri girmiştir. Hem az önce patrona “Müsait bir zamanda size önemli bir konu arz edeceğim.” diyerek görüşme talebinde bulunmuştur.

Nihayet patronun görüşmesi biter ve müdüre döner (muhtemelen kafasında az önceki görüşmeyi ve harareti halen yaşatmaktadır).

–          Ne var?

Müdür patronun bu hiddetli halinden hiç de hoşnut olmayarak ve biraz da sıkılarak,

–          Şey efendim, diyecektim ki…

–          Ne söyleyeceksen söyle müdür.

–          Efendim, personel 1 saat erken çıkalım diyor.

–          Müdür, bunlar hep senin başının altından çıkıyor.

–          Ne münasebet efendim…

–          Yok, yok… Bunları hep sen örgütlüyorsun. Biz zamanında gece gündüz çalışırdık. Gece 12’lere 1’lere kadar çalışırdık. Hem de hiç uyumadan yorulmadan çalışırdık. Neredeyse evdekilerin yüzünü görmezdik. Neymiş efendim, şimdi 1 saat erken çıkacaklarmış. Kimse 1 saat fazla kalayım, 2 araba fazla satayım diye düşünmüyor. Git söyle erken merken çıkmak yok.

–          Peki efendim.

Müdür kapıdan çıkar ve aşağıya iner. Kendisini bekleyen meraklı gözlere bakar ve:

–          Olmadı, der.

Kalabalık homurdanarak dağılır. Müdür odasına girerken personelin “Akşam bu saatten sonra kim gelir? Görürsün bak, kimse gelmeyecek. Boşu boşuna bekletiyorlar bizi. Gelen de boş müşteri, bakarsam iki olsun. Boş ver, otur bilgisayarda oyun oyna…” v.b. sözlerini duymamıştır bile.

Herkesin yüzü asıktır, gözlerinden mutsuzluk okunuyordur. “Müdür de ne beceriksiz bir adammış yahu, 1 saat izini bile koparamadı patrondan.” diyenler bile vardır. :)

SENARYO 2

Kurumsal bir firmada; müdür uzun zamandan beri müşteri raporlamalarını yapıyordur. Akşam 18.00’den sonra gelen telefonları ve müşteri ziyaretlerinin kaydını tutmaktadır. Yapılan görüşmeler neticesinde müşteri profili, satın alma koşulları ve adetlerini de bu raporda ayrı ayrı katogerilere almaktadır. Harcanan elektrik ve bazı tasarruf kalemlerini de gözden geçirmekte ve kapsamlı bir şekilde raporuna eklemektedir. Yıl sonunda yapılacak genel toplantının gündem maddelerinden birisi de çalışma saatlerinin gözden geçirilmesidir.

Toplantı saatinde müdür elinde dosyası ile toplantıdaki yerini almıştır. Söz kendisine geldiğinde hazırladığı raporu Yönetim Kurulu Başkanına ve toplantıya katılanlara sunar. Raporda her şey ayrıntılı olarak açıklanmıştır.

Saat 18.00’den sonraki satış gelirleri ile harcama kalemleri giderleri karşılaştırılmış, personelin ev güzergâhları, dinlenme saatleri, sosyal paylaşımları, mutlu çalışan verimliliği, geriye dönüşler, v.b. tüm analizler TL karşılığında belirtilmiştir.

Herkes sunumu can kulağı ile dinlemiş, kısa bir fikir alışverişinden sonra karar verilmiştir.

Çalışma saatlerinde esnekliğe gidilecektir. Özel durumlar haricinde personel 1 saat daha erken çıkabilir.

Çünkü yarın da onlar çalışacaktır. Futbol’da olduğu gibi yedek kulübesi yoktur. İş yaşantısını sosyal yaşantısıyla dengeleyebilen, dinlenmiş ve zinde bir personel daha verimli olacaktır. Evlerine ve çocuklarına ayırdıkları zaman artmıştır. Dostları ile daha fazla zaman geçirebilecek, belki de buradan müşteri portföyü oluşturacaklardır. Satış grafikleri giderek yükselmektedir.

Tüm bunlar bir film şeridi gibi geçer müdürün gözlerinin önünden. Kapıdan çıkar, yüzünde mutlu bir tebessüm vardır. Kendisini bekleyen meraklı gözlerin içine bakar ve “Oldu bu iş…” der. Kalabalık sevinçten ne yapacağını şaşırmıştır. Sevinç gösterileri arasında şöyle bir ses duyulur:

–          Bu müdür var ya bu müdür… Aslan gibi adam maşallah. Tuttuğunu koparır. Onunla çalışmaktan gurur duyuyorum. Her zaman arkasındayım… :)

Tags: , , , , , , , , , ,




Üste Git ↑