Hüseyin Yayla no image

Published on Ekim 8th, 2013 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

6

Geleceği Görebilmek Adına

2001 Mayıs’ıydı. Bir iş için Gaziantep’e gitmiştik. Kısa sürede işimizi bitirip Hatay’a geçtik. Bir arkadaşımız kısa süre öncesinde İstanbul’daki işlerini tasviye ederek memleketi Reyhanlı’ya gitmişti. Orada kavun yetiştirecekti. Hatay, bölge olarak erken hasat verdiğinden ve ilk çıkan ürün değeri de fazla olduğundan bu işten büyük kazanç sağlamayı hedefliyordu. Büyük hayalleri vardı ama şansı yaver gitmedi. Önce şiddetli yağan yağmur ürüne zarar verdi. Sonrasında ürün aldı ama artık tüm bölgelerde ürün yetişmiş olduğundan ve üretim fazlalığı nedeniyle fiyatlar ucuzlamıştı. Sonuçta elde ettiği kazanç masraflarını karşılamadı ve başka bir bahara diyerek İstanbul’a geri döndü.

Hesap edemediği şey, doğa olaylarının yanı sıra -ki bu herkesin başına gelebilirdi- o yıl neredeyse bölgedeki hemen herkesin kavun yetiştirmesiydi. Bir önceki yıl kavun yetiştirenler iyi para kazanmıştı. Bunu gören herkes o yıl kavun yetiştirmeye karar vermiş, arz talep dengesi bozulunca da -ürün fazlalığından- fiyatlar ucuzlamıştı. Dolayısı ile kavun yetiştiren herkes zarar etmişti. Yazık oldu, tıpkı binlerce üreticiye olduğu gibi.

Oysaki Türkiye’deki üretim miktarları, ülkenin ihtiyaçları ve hangi ürünün nerede ve ne kadar yetiştirilmesi gerektiği gibi birçok bilgiye arşivlerden ulaşılabilirsiniz.

***

2005 Kasım’ında İznik’te Zeytin bahçesi satın aldık. Uzun süredir aklımızda olmasına rağmen çok da üzerine düştüğümüz bir yatırım değildi. Karşımıza bir fırsat çıktı diye düşündük ve bir anda karar vererek sonuçlandırdık. Aldığımız bahçe uzun süredir bakımsız kaldığından bir hayli iş bizi bekliyordu. Kolları sıvadık ve zahmeti çokca bir emek sonrasında hastayı ayağa kaldırdık. Bu işlemler sırasında bazı araştırmalar yaptım. Bunun sonucunda da toprak numunesi alarak laboratuarda inceletmeye karar verdim. Bir hafta sonu birkaç arkadaşımı da yanıma alarak hem gezmek hem de numune almak üzere bahçeye gittik. Aldığımız numuneleri laboratuarda incelettikten sonra bir kaç ziraat mühendisine faksladım ve reçete yazmalarını istedim. Hemen hepsi aynı reçeteyi yazdı. Bu da bana doğru yolda olduğumu gösterdi. Ağaçlar kısa sürede gelişti ve iyi bir hasat aldık. Oysaki bu işlemleri yaptığım için ilk başlarda tepki almıştım. Bölge insanları işlerine karışılmasından hiç hoşlanmıyorlar.

“Bizim amacımız işinize karışmak değil yardımcı olmak. Biz sonuçları alalım ve sizlerle paylaşalım siz yine bildiğinizi yapın.” diyerek ortamı biraz olsun yumuşattık.

O bölgede bahçe ile ilgilenenlerin tamamı her yıl aynı gübreyi kullandıklarından toprak doyum göstermekte ve hasat verimi düşmekteymiş. Bunun farkında olmadan yıllarca “el emeği göz nuru” uğraşıyorlar. Olaylara bilimsel yaklaşmak yerine alışkanlıkları devam ettiriyorlar. Bu da ülkemizde tarımın gelişmesini bir nebze de olsa geciktiriyor.

Sonrasında, 2006 Aralık’ında ürünleri topladık. Bu sefer de bölge halkının ürünü -kuru tuzda mı tuzlu suda mı- olgunlaştırma aşamasında bir anlaşmazlık içerisinde olduklarını gözlemledim. Nihayet karar verdik; tuzlu suda bekletecektik ama tuzun derecesi konusunda karar almak da kolay olmadı. Yine her kafadan bir ses çıktı. En sonunda içlerinden en kararlı olanı dinledik. Ürünün iyi olması onun kararının doğru olduğunu gösterdi. Ya olmasaydı!

Bu konularda bölge halkının hiç istatistik tutmamış olması ve ellerinde yazılı bir takım veriler olmaması dikkat çekiciydi. Sonradan öğrendim ki isteseler devlet kurumlarından bu verilere ulaşabiliyorlarmış. Ama görüyoruz ki dededen kalma yöntemler ve kendi bildiklerini doğru kabul etmek ağır basıyor.

***

İş dünyasında birçok şirket ve çalışanları yaşanmışlıkların üzerinde çalışma yapmadıkları için geleceği şekillendiremiyorlar.  Bugün bulduk bugüne, Hak Kerim’dir yarına…

Herkes bildiği gibi yapmaya çalışıyor. Kimsenin sistemli ve planlı çalışmaya niyeti yok. Birçok insan “Bismillah” deyip dükkân açıyor. Artık Allah bugün ne verirse, kısmetimize…

Bir ağabeyimizin çok sevdiğim bir lafı var, sizlerle paylaşmak isterim;

“Dünü arşivlemek, bugünü sistemlerde yaşatmak, yarını planlamak.”

Bu söz üzerine söylenecek çok şey var ama kıssadan hisse, iş dünyasının temelinin buna dayandığını gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Bu dünde böyleydi gelecekte de böyle olacaktır.

***

“Topraktan geldik toprağa gideceğiz” sözünün arkasındaki gerçek sizce ne olabilir?

Acaba herkesin ortak olduğu düşüncedeki gibi, bir gün ölüp toprağa gömüleceğimiz ve nihayetinde de bedenimizin toprağa karışacağı mıdır?

Yoksa son yıllarda organik tarımın giderek yaygınlaşması ve insanların beslenme konusunda bilinçlenmesi sonucunda büyük şehirlerin terk edilerek zamanla kırsal bölgelere dönüşün olacağı mıdır?

***

İş dünyasında insanları en çok zorlayan şey alışkanlıklardır. Değişimlere ayak uyduramamalarının yegâne nedeni alışkanlıklarını değiştirememeleridir.

İnsanlar hızla değişen iş dünyası içerisinde önce “büyük balık küçük balığı yutar” değişimine, sonrasında ise “hızlı balık yavaş balığı yutar” gerçeğine yenik düştü.

Kısacası anlık değişimlere ayak uyduramadılar. Strateji planları yapamadılar. Ağırlıklarından/alışkanlıklarından kurtulamadılar. Böylelikle diğerleri ile birlikte yükselemediler.

***

Belki de Atatürk boşuna söylememiştir; “Köylü milletin efendisidir.” diye. Belki de gerçek zenginliğin toprakta olduğunu görebilmiştir. Her dönemin favori bir mesleği olduğu gibi belki de geleceğin favori mesleği budur. Belki de tüm bu süreçlerin yaşanması gerekiyordu. Böylelikle insanlar şehirde görüp öğrendiklerini –bilgi arşivlerini, teknolojiyi ve planlı çalışmayı- köylerine döndüklerinde uygulayacaklar ve sonuçta da işleri kolaylaşacak, önleri açılacak. Kim bilir?

Tags: , , ,




Üste Git ↑