Hüseyin Yayla no image

Published on Şubat 19th, 2013 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

4

Dökülen Çay Olsun

Saat 14:30 sularındaydı, sabahtan beri işler inanılmaz yoğun, telefon trafiği had safhadaydı. Osman daha öğle yemeğini bile yiyememişti. Sabah kahvaltısı niyetine yediği bir adet poğaça ile duruyordu. Genelde yemekle arası çok iyiydi ve özellikle de kahvaltılarına çok dikkat ederdi ama bugün nedense öylesine geçiştirivermişti. Dolayısıyla da acıkmıştı.

Derken telefon çaldı. Osman bir an düşündü; acaba çalan gerçekten telefon muydu yoksa açlıktan midesi mi gurulduyordu?

Silkelendi ve telefonu açtı; arayan muhasebeciydi. Vergilerin son günü olduğunu ve yatırılması gerektiğini hatırlatıyordu. Saate baktı, henüz bankanın kapanmasına 1–2 saat daha vardı. Kalktı ceketini giydi, evraklarını aldı ve kapıya doğru yürüdü. Hem bu vesileyle yolda ayaküstü bir şeyler de atıştırabilirdi. Dükkânı ortağına bırakıp bankanın yolunu tuttu.

***

Bankadan içeriye girdiğinde gördüğü kalabalık biraz gözünü korkutsa da yapacak bir şey yoktu artık. Bugün ödemelerin son günüydü ve cezalı ödeme yapmak istemiyordu. Nasılsa gelirken yolda bir şeyler atıştırmış, banka da sıcaktı. Yani anlaşılan Osman’ın “Karnı tok sırtı pek”ti.

Numaratöre yaklaştı ve bir numara aldı. Kafasını kaldırdı, gişe memurlarının üzerindeki numaralar ile karşılaştırdı. İşlem yapabilmesi için önünde 24 kişi vardı. Sırasını beklemek için geçti ve az önce boşalan bir koltuğa oturuverdi.

Daha birkaç dakika geçmiş olmasına rağmen canı sıkılmaya başlamıştı. Broşürlere göz atmak istedi ama dikkatini çeken bir şeyler bulamadı. Cep telefonunu çıkarıp kurcalamaya başladı. Şarjı azalmıştı. Belki önemli bir telefon gelir diye tuş kilidine alıp cebine koydu. Etrafına göz atmaya başladı; işlem yapanları, oturanları, bankaya girip çıkanları inceliyordu. Derken yaşlı bir amca içeriye girdi ve banka güvenlik görevlisine yaklaştı:

–          Selamün aleyküm yeğen…

–          Aleyküm selam amca.

–          Ben elektrik faturasını yatıracaktım da…

–          Amca, şuradan bir numara al.

–          Nereden yeğen?

–          Amca, hemen üstteki butona basıyorsun… Neyse dur ben bakayım.

Güvenlik görevlisi butona basar çıkan kâğıdı amcaya uzatır. Hangi gişeden işlem yapacağını tarif eder. Etrafına şöyle bir bakınır ve çay almak üzere çay ocağına geçer. Biraz sonra elinde bir bardak çay ile yeniden beliriverir. Bir yandan yavaş adımlarla ilerlerken bir yandan da çayını karıştırmaktadır. Tam çayından bir yudum alacaktır ki bir adam yanına yaklaşır ve ensesine bir şaplak indirir.

–          Vay Ahmet’im, ne haber ya?..

–          Ya sen miydin Sülo? Ben de kim bu densiz diyecektim!.. Oğlum boynumu kırıyordun neredeyse…

–          Ne var yahu, şaka da mı yapamayacağız kanka?

–          Yok, ondan değil de görüyorsun elimde çay var. Dökülecek üzerime başıma… Neyse sen de bir çay içer misin?

–          Olur valla, sıcak çay iyi gider şimdi.

–          Geldiğin iyi oldu, ben de kapının önüne çıkıp bir nefes alacaktım. Sabahtan beri doğru dürüst bir sigara içemedim.

Ahmet ve Süleyman çaylarını alıp kapının önüne çıkarlar. İkisi de aynı anda ellerini ceplerine sokar ve aynı anda ceplerinden sigara paketini çıkarırlar, Süleyman’ın ısrarına dayanamayan Ahmet kendi paketini cebine koyar ve Süleyman’ın ikramını kabul eder. Sigaralarından derin birer nefes çeker ve koyu bir muhabbete girerler.

Osman bir gişedeki numaraya bir de elindeki kâğıda bakar; daha önünde 21 kişi vardır. Birazdan Ahmet içeriye girer, bardakları çay ocağına bırakır ve yerine geçer. Hemen kapının girişinde numaratörün yanında -üzerinde sadece “Güvenlik” yazısı bulunan- yüksek ve dar bir bankonun arkasında durmaktadır. Ellerini kemerinde birleştirir, şöyle bir tartar ve yukarı doğru çeker. Boynunu sağa ve sola doğru esnettikten sonra şöyle bir gerinir. Etrafını izlemeye başlar…

***

Osman için zaman yavaş da olsa ilerlemekteydi. İşlemlerini bitirip çıkan ve bankaya yeni gelenlerle birlikte içerideki insanların çehresi değişse bile kalabalık hiç eksilmiyordu. Yeterince oturma yeri bulunmadığından kalabalığın bir kısmı ayakta bir kenarda beklerken bir kısmı da içeride volta atıyordu. Kimisi broşürleri karıştırıyor kimisi de cep telefonlarıyla konuşuyordu. Hatta oturduğu yerde uyuklayanlar bile vardı.

Ama değişmeyen tek bir şey vardı; o da neredeyse kapıdan içeri giren herkes güvenlik görevlisine bir şeyler soruyordu. Çoğunun sıkıntısı işlemini hangi gişeden yaptıracağı konusundaydı.

Burada Güvenlik görevlisi devreye giriyor ve numaratördeki düğmelere basarak sıra numarası alıyor ve sıradaki kişiye veriyordu. Neredeyse bu iş otomatiğe bağlanmıştı.

Oysaki numaratörün üzerinde sadece iki buton vardı ve hangi işlemler için hangi butona basılacağı hemencecik butonun yanında yazıyordu.

***

Saat 16:45; nihayet sıra Osman’a gelmişti. Osman işlemlerini halledip dışarı çıkarken son bir kez daha dönüp Ahmet’e baktı.

Ahmet etrafında birikmiş olan 7–8 kişilik kalabalığa bu saatten sonra işlemlerinin yetişmeyeceğini, yarın gelmelerinin daha doğru olacağını anlatmaya çalışıyordu.

Osman’ın “İyi akşamlar, kolay gelsin…” dediğini bile duymamıştı.

Tags: , , , ,




Üste Git ↑