Hüseyin Yayla no image

Published on Mayıs 6th, 2014 | tarafından H. Hüseyin YAYLA

1

Her Bitiş Bir Başlangıçtır

İşinden ayrılırken “sizlere veda etmiyorum” demiş ve sadece şunları eklemişti:

“Şuna inanıyorum ki dünya küçük ve bizler mutlaka bir yerlerde tekrar bir araya geleceğiz.”

Kimse gidişine bir anlam veremiyordu.

“Neden ayrılıyorsun?” sorusuna verdiği cevap kimseyi tatmin etmemişti.

Her şey yolunda giderken nereden çıkmıştı bu ayrılık.

Oysaki verdiği cevap çok kısa ve netti:

“Kimsenin iş yapmaya niyeti yok.”

***

Evet, 7 yıldan fazla süredir görev yaptığı firmadan öncelikli olarak bu nedenle ayrılıyordu.

Etrafındaki hiç kimsenin iş yapmaya niyeti olmadığını görmüştü.

Kimse kimseden bir şey isteyemiyor, ricalar havada asılı kalıyordu.

Herkes birbirine kırıcı olmaya, şahsi menfaatlerini ön planda tutmaya başlamıştı.

Ekip ruhu giderek kayboluyordu.

***

Ona karşı söyleyemeseler bile “Hadi oradan, böyle sudan sebep mi olur?” diyenler olacaktı. Gözlerini kapadığında hepsini görüp, duyar gibi oluyordu.

“Olur. Hem de bal gibi de olur.” diye cevapladı onları.

Nasıl olur?

Bak, şöyle olur, izah edeyim:

Bir kurumu yakından tanımak istiyorsanız önce içeride çalışanların birbirine nasıl davrandığına bakmanız yeterlidir. Bu size birçok ipucu verecektir.

Öncelikle birbirine iyi davranmayanlar, müşterilerine de iyi davranamazlar.

Örnek mi istiyorsunuz, hemen gelsin:

“Bir mağazaya gittiniz ve bir şeyler bakıyorsunuz. O sırada sizinle ilgilen personel yanından geçen arkadaşını kolundan tutuyor ve “Nerdesin bir saattir, biz de molaya çıkacağız herhalde!” diyor. Diğeri kolunu sertçe çekip tek bir kelam etmeden arkadaşına bir de omuz atarak yanından geçip gidiyor.

Nerede kaldı kurumsallık? Hani, nerede müşteri memnuniyeti?

Siz bir an önce -aman yangın bana da sıçramasın düşüncesiyle- alışverişinizi tamamlayıp tamamlamadan çıkış yolunu ararsınız. Kampanya, ucuzluk hepsi hikaye, hepsi boş…

Çalışanlar arasında dayanışma yoksa ve üstüne bir de çatışma yaşanıyorsa o şirket bir geminin fareler tarafından kemirildiği gibi içten içe zayıflıyordur. Her an yıkılabilir.

***

Bu gerekçeye inanmakla birlikte yeterli bulmayıp “Hepsi bu kadar olmaz” diyenleri de duyar gibiydi.

Evet, bir nedeni daha vardı.

Patronu mutlu etmek isterken işinizde çok da fazla başarılı olamıyorsunuz. Kurumsal başarı mı yoksa patron mu öncelikli, bir karar vermeniz gerekiyor.

Eğer patronu ikinci sıraya atarsanız iş hayatınızın çok fazla sürmeyeceğini söylemeliyim. Fakat patronu birinci sıraya aldığınızda -hele ki bir de hedefleriniz varsa- bu sefer de kendi içinizde mutlu olamıyorsunuz.

Bir de patrona yalakalık yapanlar var, onları ayrı tutmak lazım.

Katkılarınızı ve şirketin menfaatlerini iyi anlatmalısınız.

Eğer ki patronla aynı pencereden bakamıyorsanız devam etmenin kimseye faydası yoktur.

***

Ayrılışındaki üçüncü sebep ise ücretlerdi.

“Oh be”, “Nihayet”, “Hah işte”, “Şöyle sadede gel” diyenleri de duyar gibiydi.

Elbette ki ücret önemlidir. Hepimiz para için çalışıyoruz sonuçta.

Yine de Türkiye gerçeği unutulmamalıdır ki; ilk iki seçenek iyi gidiyorsa ücret geri plana atılabiliyor.

Doğru ya da yanlış ama büyük çoğunluk bu şekilde çalışmaktadır.

Aslında profesyonellik şunu gerektiriyor ki yaptığın işin karşılığını isteyeceksin. Verilmiyorsa çalışmayacaksın. Ama maalesef Türk halkı bu konuda çok profesyonel olamıyor. Duygusal bir milletiz ne de olsa…

***

“İşte benim nedenlerim. İster inanın, ister inanmayın. Bu size kalmış.” diyordu giderken.

Arkasında birçok başarıya imza atmış olarak, gurulu ve mağrur…

Sadece “Hoşçakalın” diyordu, sessiz ve derinden.

Tüm yaptıklarının görmezden gelindiğini düşünüyor ve üzülüyordu sadece.

Bir yaptıklarına bir de aldığı ücrete bakarken…

***

Ben buradan sizlere seslenirken daha önceleri de söyledim, bir kez daha söylemek istiyorum:

“Mutlu çalışan, mutlu müşteri” demektir.

Peki, çalışan nasıl mutlu olur? Motivasyon araçları nelerdir?

Huzur, başarı, mutluluk, para, vb. hangisi?

Siz çalışanlarınıza duygu olarak bir şey veremiyorsanız o zaman en iyi ikinci motive aracını kullanmanız gerekir ki o da malumunuz ”para”dır.

Neden parayı ikinci sıraya koyuyorsun derseniz; ben her zaman zor olanı sevmişimdir.

Zor olan parayı yönetmek değil, insan psikolojisini yönetmektir.

İnsanlar üzerinde binlerce bilim adamı binlerce deney ve çalışma yapmışlar yine de net bir çözüm alamamışlardır.

Bu durumda yöneticilerin işinin ne kadar da zor olduğunu görmek ve anlayışlı olmak gerekir.

Ne demiş atalarımız; “İnsanoğlu beşer, akşam yatar sabah şaşar”.

Hadi kalın sağlıcakla…

Tags: , , , , , , , , , , ,




Üste Git ↑