Kısaca modern bilim ve mühendislik tarihi

Bilim ve teknik ilk çağlarda, orta çağlarda ve Rönesans döneminde ayrı ayrı güzergahlarda yol aldılar. Orta çağlar, Rönesans ve reform boyunca bütün teknolojik yenilikler ustalık temelinde gerçekleşti.

Modern bilim devrimi öncesinde, 17. yüzyılın ikinci yarısına kadar, yaklaşık ikibin yıl süre ile, Aristoteles’çi kosmos anlayışı geçerliydi. Aristoteles’e (MÖ 384-322) göre fizik dünya matematikle incelenmemeliydi. Fiziksel dünya ile matematiğin ontolojik statüsü birbirinden farklıydı. Çünkü fizik varlığın yapısı niteliksel ve belirsizdi. Matematiksel kavramların katılığıyla, kesinliğiyle uyuşmaz. O hep “yaklaşık” tır. Modern bilimin kapısını açan Galileo (1564-1642) ise, Platon’a (MÖ427-347) dayanarak evrenin matematiksel bir yapıda olduğunu, evren kitabını matematik dilini bilenlerin okuyabileceğini ileri sürdü. Bu dilin harflari üçgen, daire gibi geometrik şekillerdi. Modern bilim, Galileo’nun ortaya koyduğu bir felsefi çerçeve içinde başladı. Matematiksellik modern bilimin temel karakteristiği oldu. Endüstri devrimi sonrasında yolları birleşen bilim ve teknoloji ilişkisinde, bilim teknolojinin temelini oluşturduğu ölçüde, teknoloji de giderek, bilimin temel karakteristiği olan, matematiksellik karakterine bürünmektedir.

Modern bilimin kurucusu Galileo, tam bir sisteme kavuşturan ve temel ilkelerini ortaya koyan Newton (1642-1727) olmuştur. Modern felsefenin kurucusu da Descartes (1595-1650) sayılır. Modern bilim ve modern felsefenin başlangıcı birbirine paralellik gösterir. Analitik geometrinin de kurucusu olan Descartes, adından da anlaşıldığı üzere kartezyen eksen takımını (Descartes eksen takımı) ortaya koymuştu. Nasıl Newton’un hareketin ikinci kanunu (F=ma) hareketin sebebi (kuvvet) ile sonucu (ivme) arasında bir bağ kuruyorsa, eksen takımı da cebir ile geometri arasında bir bağ kurmuş oluyordu. Böylece geometrideki uzunluklar cebirsel sayılara dönüşmüş oluyordu. Bir üçgenin bütün özellikleri köşelerinin koordinatları ile vermek mümkün olmuştu.

Modern çağın başlarında Bilim ve Teknolojinin yolları birbirine yaklaştı. Endüstri devrimi (1765) sonrasında, 19. Yüzyılın başlarında yolları birleşti. Bu birleşme, iyice birbirine geçme yakınlaşma biçiminde süregitmektedir.

Endüstri devrimi sonrasında yolları birleşen bilim ve teknoloji ilişkisinde, bilim teknolojinin temelini oluşturduğu ölçüde, teknoloji de giderek, bilimin temel karakteristiği olan, matematiksellik karakterine büründü.

Tekniğin bilgisel içeriğinde tecrübi bilginin yerine bilimsel bilginin geçmesiyle, teknik teknolojiye dönüşmüş oldu. “Teknik” terimi yerine “teknoloji” teriminin kullanılması bu içerik dönüşümüne tekabül eder.

On dokuzuncu yüzyıl boyunca mühendislik bir bilimsel disiplin yapısı kazandı. Bu süreç teknolojik gelişmeye tekabül eder. Aynı zamanda on üçüncü yüzyıldan beri aletlerin yerini basamak basamak makineler aldı. On dokuzuncu yüzyıl boyunca, makineler sistemlere bağlandı -elektrik, telgraf ve demir yolu sistemi-.

Günümüzde ise bu sistemler, otomatik olarak, yapay zeka vasıtası ile kontrol edilmektedir. Mühendislik, başlangıçta tabiat bilimleri bilgisinin uygulaması olarak anlaşıldı. Bu görüş ikinci dünya savaşına kadar sürdü. Tabiat bilimleri ile mühendislik arasındaki bu dar bağlantı hem tarihsel ve hem de sistematik olarak yanıltıcıdır.

Kaynak: Durmuş Günay ve Halil Özer, “Mühendis ve Mühendisliğin Konumu”, “IV Ulusal Makina Mühendisliği ve Eğitimi Sempozyumu, TMMOB-Makina Mühendisleri Odası, 01-03 Kasım 2001, MMO Yayın No: E/2001/288, Sayfa 83-94, YTÜ Oditoryumu, İstanbul.