Zor Müşteri

Kriz sonrasıydı. Tüm sektörler gibi otomotiv sektöründe de büyük bir durgunluk yaşanıyordu.

Ben de birçok arkadaşım gibi nasibimi başka sektörlerde arayayım dedim. Yaklaşık 8 ay süren Gıda Sektörü deneyiminden sonra birkaç arkadaşımın itelemesiyle ilaç sektörüne başvuruda bulundum. Benimle birlikte yaklaşık 1.800 kişi daha sınava girmişti. Yeterlilik sınavlarını aştıktan sonra telefonla arayıp mülakat için randevu verdiler. Mülakatı geçen 12 kişilik grup birkaç aylık kampa alınarak bilgi yüklemesi yapılacak, daha sonra tekrar yeterlilik sınavı olacaktı. Elemeler sonunda 5 kişi yola devam edebilecekti.

Mülakat için bekleme salonundaydım. İçerde bir görüşme devam ediyordu. Benden sonra birkaç kişi daha gelerek görüşme için beklemeye başladı. Kapı açıldı, bir önceki aday uğurlandı, içeriye davet edildim. Birkaç kişisel bilgi tekrarı ve hal hatır sorularından sonra bomba gibi bir soru geldi.

–          Bugüne kadar ki en zor müşteriniz kimdi? Sorununu nasıl hallettiniz?

Kısa bir sessizlik oldu. Zor müşterinin tanımı ne olabilirdi ki?

Ben yıllarca asıl işim olan otomotiv sektöründe yol alırken ( aynı zamanda da üniversite eğitimim devam ediyordu ) birçok irili ufaklı farklı işlerle de meşgul olmuştum. Nihayetinde de mezuniyet ve askerlik sonrası otomotiv sektöründe 2 yıllık bir yöneticilik deneyimim olmuştu. Bu süreç içerisinde mutlaka işsel bir takım sıkıntılar olmuştur. Fakat sorun neydi, nasıl bir çözüm yolu izlemiştim? Sonuçta kazanan kim olmuştu ve ne kazanmıştı? Bir daha benzer bir olayla karşılaşırsam ne yapardım? Hem karşılaştığım işlerin zorluk derecesi neydi, ne olabilirdi? Zor müşteriyi nasıl ayırt edecektim, bunun bir matematiği var mıydı?

Şimdi desem ki “Müşteri beyaz araba istedi ama stoklarımızda olmadığı için ben onu siyah renk araç alması için ikna ettim” . Acaba cevap yeterli olacak mıydı?

Saniyenin milyonda biri kadar süre içerisinde kafamdan bir sürü olaylar geçti;

Bir müşterimiz plakasının sonu 58 olsun istemişti. Satış danışmanı not almadığı için unutmuş. Sıradan bir plaka çıkmış, teslimat sırasında müşterimiz,

– Ben bu aracı almam, diyordu.

Trafik müşavirimiz ile görüştüm ve değişiklik olabileceğini öğrendim. Müşterimiz o akşam aracını teslim alamadı. Evrakları gönderdik, yenilendi. Ertesi gün plakası 34 XX 1958 olan aracını teslim ettik. Müşterimiz gayet çok memnun olarak aracına bindi ve gitti.

Yok, yok. Bu çok zor bir iş değildi. Hem müşteriyi ikna etmek çok kısa sürmüştü hem de sorun çok hızlı, zahmetsiz ve masrafsız bir şekilde çözülüvermişti. Acaba cevap ne olabilirdi,

Bir müşterimiz ile satın alacağı aracın tip/opsiyon/renk seçeneklerinde mutabık kaldık. Ödeme şartlarında anlaştık. Aracını şirket adına alacak ve bir miktar kredi kullanacaktı. Gerekli evrakları bankaya gönderdik. Kredisi hızlı bir şekilde onaylandı, imza için bankaya yönlendirdik. İmzalar atıldı ve banka rehin yazısı geldi. Beyanname dolduruldu, vergi yatırıldı, ruhsat ve plakalar geldi. Kasko ve trafik sigorta işlemleri tamamlandı, bankadan ödemeyi aldık. Aracı teslim etmeye hazırız. Müşterimizi davet ettik, geldi. Fakat o da ne? Müşteri aracı şirket adına talep etmiş ama ruhsat şahıs adına tescil edilmişti. Sorun neredeydi, kimden kaynaklanmıştı? Bankadan gelen rehin yazısı şahıs adına olunca muhasebe işlemlere şahıs bilgileri ile devam etmiş. Tamam, işte, sorun banka kaynaklıydı. Hemen bankayı aradım, konuyu anlattım, şube müdürüne yönlendirdiler. Personel hatası dediler fakat bir o kadar da müşteride de suç vardı.  İmzalar atılırken şahıs adına imza alındığını ( hiçbir şekilde şirket evrakları ve kaşe istenmemiş, müşteri daha önce şirket adına işlem yaptığından dolayı bu mevzuatı bilmeliymiş) ve müşterinin hiçbir ikazda bulunmadığını ifade ettiler. Aynı zamanda bize de suç buldular. Mademki müşteri şirket adına başvuruda bulunmuş, neden gelen rehin yazısını gördüğümüzde geri dönüş yaparak bankayı uyarmamışız. Bankanın açıklamaları hiç mantıksız değil, sacın 3 ayağı da hatalıydı. Pekâlâ, ne yapmalıydık? Geri dönüş için çok fazla olmasa da bir takım masraflar gerekiyordu. Banka kendi adına olan masrafı karşılıyordu. Biz de trafik müşavirimiz ile görüşerek neler yapabileceğimizi öğrendikten sonra kendi adımıza düşen masrafı üstlendik. Ruhsat ve plaka iptal olacak, vergide düzeltme yapılacak ve şirket adına yeni ruhsat-plaka çıkarılacaktı. Geriye fazla bir şey kalmamıştı. Müşterimiz ile görüşerek kendisinin de bu konuda hatası olduğunu izah ettik ve ikna oldu. Kendi üzerine düşen masrafları kabul etti. İşlemler tamamlandıktan sonra müşterimize aracını teslim ettik. Sorun kalmamıştı. Problem çok da büyümeden çözülmüştü. Hem banka hem de müşterimiz çok itiraz etmeden masrafların üçe bölünmesine razı olmuş ve sorun hızlı çözülmüştü.

Evet, tamam. Bu olabilirdi, gayet başarılı bir operasyondu. Sorun büyüktü ama çözüm hızlı ve temizdi. Fakat zor müşteri tanımına uyuyor muydu? Zorluğu çıkaran müşteri ve onun istekleri mi, yoksa bu istekleri karşılayamayan bizler miydik?

Hemen cevap vermeliydim, daha fazla bekletemezdim. Nihayet kararımı verdim. “ Zor müşteri yoktur “.

Eğer ki biz işimize gereken ehemmiyeti verirsek, müşterilerimizin isteklerine “ bakarız/hallederiz “ gibi geçici cevaplar vermek yerine yapacaklarımızı ve yapamayacaklarımızı en baştan net olarak söylersek, gerekli notları alırsak ve gereğini yerine getirirsek yine de zor müşterilerimiz olur muydu? Karşımızdakini İyi dinlemeli, dinlediğimizi hızlı ve iyi algılamalı, anladığımızı süratle, kaliteli ve gerektiği şekilde yerine getirmeliydik.

Bunu anlatmalıydım ve anlattım da, ama adamlar tatmin olmuş muydu bilemiyorum. Kısa bir muhabbet ve birkaç soruyu daha cevapladıktan sonra oradan ayrıldım

O dönemdeki Alerjik rahatsızlığım ve kullandığım ilaçlar nedeniyle işe kabul edilmemiştim. Fakat bu mülakat benim için çok önemli bir deneyim olmuştu.

***

Bazen üzerinde hiç durmadığımız, düşünmediğimiz ama sürekli karşılaştığımız, basit görünse de işimizin bir parçası olan sorunların neden meydana geldiğini, bunlarla nasıl başa çıktığımızı, ne gibi çözüm yollarına başvurduğumuzu, sonuçlarının neler doğurduğunu bir yerlerde kayıt altına almıyor olabiliriz. Almış olsak, ileride başka/benzer sorunlarla karşılaştığımızda faydalı olabilecek şekilde analizler yapabiliriz. Her şeyi sadece kafamızın içerisinde saklı tutmaya çalışırsak; hatırladığımız kadarıyla – o an aklımıza geldiği şekilde – alışkanlıklara bağlı olarak hareket ederiz.

Hepimiz farklı işlerle ve mesleklerle uğraşıyoruz. Sürekli olmasa da hepimizin karşısına zor bir müşteri, zor bir hasta, zor bir öğrenci, zor bir görevli, zor bir memur, zor bir insan v.b. adlandırdığımız kişiler çıkmıştır. O anlarda birçok farklı ruh haline bürünmüş ve çok farklı fiziksel davranışlarda bulunmuş olabiliriz. Sorunlar mutlaka çözülmüştür. Bazıları hızlı ve kolay bazıları uzun ve zahmetli olmuş olabilir. Çoğunu unutmuş olabiliriz. Belki bazıların etkisi çabuk geçmiş, bazılarını üzerimizden atmak uzun sürmüş olabilir. Belki de birçok kez birçok ortamda ve birçok kişiyle paylaşmış olabiliriz.

Ümit ediyorum ki yapacağımız analizler /paylaşımlar, aldığımız notlar/araştırmalar ve oluşturacağımız istatistikler/raporlamalar sonucunda bu zor müşteriler; uzun ve yorucu iş hayatımızın kolaylaşmasında yardımcı olur. Geçmişte yaşanan deneyimler geleceğe ışık tutacaktır, yeter ki arşivimiz güçlü olsun.

***

“ 10 Kasım – Atamızın ölüm yıldönümü “.

Zorlukları aşmış ve zor görüneni başarmış olan Atamızı şükranla ve rahmetle anıyorum.

Chevrolet, 157 bin otomobil sattı pazar payını krize rağmen büyüttü…

Otomotiv sektöründeki gerilemeye (%-8,0) rağmen Chevrolet Avrupa son dokuz ayda satışlarda yüzde 2,3’lük bir artış yakaladı.

Türkiye pazarındaki yüzde 15’e yakın daralmada Chevrolet Türkiye, bu yıl da geçen yılki satış rakamlarına ulaşmayı başardı.

Chevrolet Türkiye geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla pazar payını 4,7 oranında artırdı.

2012’de Avrupa’da en çok satılan Chevrolet modeli ise Aveo oldu. Chevrolet, Türkiye’de 100.000 otomobil satışını geride bıraktı.

Chevrolet Avrupa, Batı ve Orta Avrupa’da2012’nin başından Eylül ayına kadar 157,000otomobil satarak; geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,3 düzeyinde artış yakaladı. Avrupa pazarındaki payı ise 0,13 puan artışla 1,34’e ulaştı. Batı Avrupa’da ise Chevrolet, geçen seneye göre yüzde 3,1 düzeyinde bir artış göstererek 122,300 satış rakamı elde etti.

Chevrolet Avrupa Başkanı Susan Docherty mevcut ekonomi ortamda, her zamankinden daha fazla satış yaptıklarını belirterek “Değere duyarlı Avrupalı müşteriler sayesinde, rekor bir satışa ve pazar payına ulaştık. Alıcılar yeni Chevrolet modellerine yöneliyor, çünkü onlara istediklerini veriyoruz. Farklı tasarım ve gelişmiş bir donanım sunmamıza ek olarak son bir buçuk yıl içinde pazara sunduğumuz on yeni model de bu büyümemizde etkili oldu” diye konuştu.

Chevrolet, Ocak-Eylül döneminde, Polonya’da %3.37, Slovenya’da %2.91, Türkiye’de %2.61, Estonya’da %1.75, Avusturya’da %1.27, Fransa’da %1.11 ve Almanya’da ise %0.90 ile kendi ülkelerinde toplam araç pazarında, en iyi pazar paylarına ulaştılar. Türkiye, Chevrolet Avrupa organizasyonu içinde en başarılı ülkeler arasında 4. sırada yer alıyor.

Avrupa’da en çok Yeni Aveo satıldı

2012’nin ilk dokuz ayı içinde Chevrolet’nin en çok satan modeli 45,659 adet araç ile Chevrolet Aveo oldu. Chevrolet Aveo Türkiye’de ise 8.014 adet ile toplam satışın %17,6’sını oluşturuyor.

Aveo’yu, 40,370 adet ile Chevrolet Spark izledi. Chevrolet’nin Cruze modeli ise Batı ve Orta Avrupa’da 29,620 adet satışa ulaştı. Cruze, dünyada Chevrolet’nin en çok satan otomobili olmayı sürdürüyor.

77 sene önce satışa sunduğu Suburban Carryall ile başlayan SUV geleneğindeki iddiasını Captiva ile sürdüren Chevrolet, bu modelden 18,950 sattı. Türkiye, Avrupa’daki toplam Captive satışlarının %14,4’ünü gerçekleştirdi.

Avrupa’da 1800 Camaro satıldı

Chevrolet’nin ikonik spor otomobili ve “Dünya’da Yılın Otomobil Tasarımı” ödülüne sahip efsane Chevrolet Camaro ise Avrupa’da 1,800 adet satıldı.

Chevrolet Türkiye 100.000 araç satışını geçti

Türkiye’ye geldiği 2004 yılından bu yana hızla büyümeye devam eden Chevrolet 100.000 otomobil satışını geride bıraktı. Chevrolet Türkiye’de Spark, Yeni Aveo HB ve Sedan, Cruze HB, Sedan, SW, Captiva ve Camaro ile değişik kitlelere ulaşmaya devam ediyor.

PSA grubu,8 bin çalışanını işten çıkarma kararı aldı.

PSA Peugeot Citroen yetkililerince yapılan açıklamaya göre, yaklaşık 3 bin işçinin çalıştığı Paris yakınlarındaki Aulnay fabrikasının da 2014 yılında kapatılması kararı alındı. Şirket, mali kriz nedeniyle Fransa’daki 8 bin çalışanının işine son vereceğini belirtti.

Başbakan Jean-Marc Ayrault, şirketin bu kararının kendisi için ”gerçek bir şok olduğu” değerlendirmesinde bulundu.

Ayrault, şirket yöneticilerine, sendika çalışanları ile vakit geçirmeden görüşerek yeni bir çözüm arayışı içine girmeleri çağrısı yaparak, hükümetin, 25 Temmuz’da otomobil şirketlerine yardım amacıyla yeni bir destek planını kamuoyuna açıklayacağını duyurdu.

Kaynak: AA, Haber7

Avrupa’da ki borç krizi otomotiv sektörünü vurdu!

Alman otomotiv sanayii altın çağını yaşıyor. Ancak aynı gelişmeyi Avrupalı rakipleri için söylemek mümkün değil. Alman otomotiv endüstrisi yılın ilk 4 ayında cirosunu geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 oranında artırdı. Alman otomobil üreticileri 2012 yılında otomobil üretimini yüzde 4 oranında artırmayı hedefliyor. Bu başarının en önemli sebebi de özellikle ABD ve Çin’de Alman otomobillerinin son dönemde gördüğü yoğun rağbet. Alman Otomotiv Sanayicileri Birliği’nin verilerine göre Almanların iki ülkedeki pazar payı son yıllarda giderek büyüdü ve önümüzdeki yıllarda da büyümeye devam edecek. Hâlihazırda otomobil satın alan her 8 Amerikalıdan ve her 5 Çinliden biri, Alman markası bir otomobili tercih ediyor.

Ancak Alman otomobil üreticilerinin yüzü gülmeye devam ederken Avrupalı rakipleri için aynı şeyi söylemek çok zor. Alman Otomotiv Sanayicileri Birliği Başkanı Matthia Wissmann bu konudaki endişelerini “Avrupa’daki borç krizi, yeni otomobil satışlarını da olumsuz etkiledi. Yılın ilk 5 ayında Batı Avrupa ülkelerinde yaklaşık 5 milyon 300 bin yeni araç trafiğe çıktı. Bu da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 8 oranında bir düşüş anlamına geliyor. Bu düşüş, özellikle İtalya ve İspanya’da kendini gösteriyor” sözleriyle dile getiriyor.

Wissmann, özellikle düşük ve orta sınıf otomobillerin satışının gerilediğini belirtiyor ve lüks segmentteki satışlara krizin daha az etkili olduğunu ifade ediyor. Bu da Alman otomotivcilerin başarısının bir başka sebebi olarak görülüyor. Zira Almanya lüks sınıfta bir dünya tekeli olmaya doğru ilerliyor. Almanya dünya lüks otomobil pazarının hâlihazırda yüzde 80’ini elinde bulunduruyor.

Wissmann bununla ilgili olarak “Bu durum şu tezi onaylar nitelikte diyebiliriz: İnsanlar zor dönemlerde bile otomobil satın alırken normalde olduğundan daha çok, yüksek kalite ve en iyi güvenlik donanımına sahip özel tasarımlara ilgi gösteriyor. Görünen o ki Alman otomobilleri bu beklentileri inandırıcı bir şekilde karşılayabiliyor” açıklamasını yapıyor.

Avrupa’da gerileme yaşanıyor

Tüm bunlar Almanya için sevindirici haberler. Ancak Otomotiv Sanayicileri Birliği Başkanı Matthias Wissmann, genel olarak Avrupa’daki otomobil endüstrisi için kaygılanıyor. Almanya’nın aksine otomotiv sanayisi Fransa, İtalya, İngiltere ve İspanya’da son 10 yılda ciddi ölçüde geriledi. Hâlihazırda otomotiv endüstrisi Fransa’nın gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık yüzde 12’sini oluşturuyor. Almanya’da ise bunun iki katından bahsetmek mümkün.

Hrıstiyan Demokrat Partili eski politikacı ve aynı zamanda da eski Ulaşım Bakanı Matthias Wissmann, bu ülkelerin orta ölçekli sanayisini kuvvetlendirmesi gerektiğini vurguluyor: “Eğer Euro Bölgesi’nin uzun vadede ayakta tutulması isteniyorsa öncelikle borç krizindeki ülkelerin üstlerine düşen görevleri yerine getirmesi ve kendi orta ölçekli sanayisini ve ekonomisini düzeltmesi gerekiyor. Komşumuz Fransa’da yapıldığı gibi ‘İşleri nasıl yokuşa sürerim’ sorusuyla durmadan meşgul olunmamalı.”

 

Kaynak: Almanyanın Sesi, Haber7