Otomotiv endüstrisi ihracatta 17.5 milyar doları gördü

Otomotiv Endüstrisi 8. şampiyonluğa koşuyor

Otomotiv endüstrisi, sektörel bazda ihracatta 8. şampiyonluk için gün saymaya başladı. Ekim ayında bir milyar 751 milyon dolar ihracata imza atan otomotiv endüstrisi, yılın 10 aylık döneminde 17.5 milyar doları gördü. 

Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği (OİB) Başkanı Orhan Sabuncu, ihracat artış hızında Türkiye genelinin önünde gittiklerini ve hedefi aşarak şampiyonluk kürsüsüne çıkmaya hazırlandıklarını belirtti. 

Otomotiv endüstrisi sektörel bazda son 7 yılın ihracat şampiyonluğu madalyasını boynuna takarken, 8. şampiyonluk için de gün saymaya başladı. Uludağ Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği’nin (OİB) hazırladığı ihracat verilerine göre otomotiv endüstrisi ekim ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 oranında artışla bir milyar 751 milyon dolar dış satış gerçekleştirdi. Yılın 10 aylık döneminde ise yüzde 12 yükselişle 17.5 milyar dolarlık dış satış yapan otomotiv endüstrisi ihracatta liderliğini bir kez daha tescilledi.

Otomotiv, ihracatta Türkiye’den hızlı 

Otomotiv endüstrisi ihracatta üst üste 5 ay çift haneli büyümenin ardından ekim ayında tek haneli büyümesini değerlendiren OİB Başkanı Orhan Sabuncu, bu yıl ihracatta hedeflerinin önünde ilerlediklerine dikkat çekti. İhracat artış hızında da Türkiye genelinin önünde yer aldıklarına vurgu yapan Sabuncu, “Türkiye ihracatının ekim ayında genel artış hızı yüzde 1.5 seviyesinde olurken, otomotiv endüstrimiz yine ülke genelinden hızlı artışla yüzde 7 seviyesinde büyüdü. Yılın 10 aylık döneminde de yüzde 12’yi bulan büyümemiz, 2013 için hedeflediğimiz 20 milyar doları aşacağımız sinyalini verdi. 2013 için ihracat öngörümüzü 21-22 milyar dolar seviyelerine yükselttik” diye konuştu.

İhracatta 8. şampiyonluk için hazırlandıklarını aktaran Sabuncu, yıl içinde genel olarak AB Ülkelerine yönelik ihracat artışı ve yeni pazarlardaki başarılarının hedefe ulaşmalarını sağladığını söyledi.

Ürün gruplarında binek otomobil üzdü

OİB’in ekim ayı ihracat raporuna göre binek otomobil ürün grubunda geçen yılın aynı dönemine göre gerileme yaşanırken, diğer ürün gruplarında artışlar yaşanması dikkat çekti. Buna göre yan sanayi yüzde 7 yükselişle 770 milyon dolarlık ihracata imza attı. Binek otomobil ürün grubunda ise yüzde 6 azalışla 505 milyon dolar, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar yüzde 27 yükselişle 347 milyon dolarlık dış satış gerçekleşti. Otobüs-minibüs-midibüs ürün grubu da yüzde 19 büyüme ve 97 milyon dolarlık ihracata imza atarken, diğer başlığı altında da yüzde yüzde 55 yükselişle 32 milyon dolarlık dış satış yapıldı.

Yılın 10 aylık dönemi dikkate alındığında ise sırasıyla yan sanayi yüzde 10 büyümeyle 7.5 milyar, binek otomobiller yüzde 15 yükselişle 5. 7 milyar, eşya taşımaya mahsus motorlu taşıtlar yüzde 14 gelişmeyle 3.1 milyar, otobüs-minibüs-midibüs yüzde 1 artışla 851 milyon dolarlık ihracata imza atıldı. Diğer başlığı altında da yüzde 9 büyümeyle 309 milyon dolar dış satış gerçekleşti.

Almanya liderliği yeniden aldı

Ülke bazlı ihracat verileri incelendiğinde ise ekim ayında Almanya’ya yüzde 4 artış ve 272 milyon dolar, Birleşik Krallık’a yüzde 67 yükseliş ve 198 milyon dolar, Fransa’ya ise yüzde 13 azalış ve 191 milyon dolarlık ihracat gerçekleşti. Bu ülkelerin yanı sıra Rusya Federasyonu, İspanya, Belçika ve Slovenya gibi ülkelere yüksek oranlı artışlar dikkat çekti.

 Yılın 10 aylık döneminde de Almanya binde 0.4 azalışla 2 milyar 469 milyon, Fransa’ya yüzde 5 artışla bir milyar 961 milyon, Birleşik Krallık’a ise yüzde 61 büyümeyle bir milyar 746 milyon dolarlık dış satış gerçekleşti.

Endüstri ile sanat “Fantastik Makineler”de buluştu

Fantastik Makineler sergisinde Renault Sanat Koleksiyonu’nda yer alan 10 sanatçının 53 yapıtı bulunuyor.

Renault’nun dünyaca ünlü sanat koleksiyonundan özel bir seçki ile oluşan “Fantastik Makineler” sergisi, İstanbul Modern’de ziyarete açıldı. Robert Rauschenberg, Jean Dubuffet, Arman, Robert Doisneau gibi dünyaca ünlü sanatçıların endüstri ve sanat kavramlarını bir araya getiren yapıtlarının yer aldığı serginin küratörlüğünü tarihçi ve sanat eleştirmeni Ann Hindry üstleniyor. Sergi, Tokyo, Mexico City, Sao Paolo, Moskova’dan sonra İstanbul’da 18 Nisan – 16 Haziran tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor.

Renault Sanat Koleksiyonu’nun özel bir seçkisinden oluşan “Fantastik Makineler” sergisi İstanbul Modern pop-up sergi alanında ziyarete açıldı. “Fantastik Makineler”, sanayileşmiş dünyanın 20. yüzyıldaki en önemli nesnesi otomobilin, büyük sanatçıların hayal gücünü nasıl tetiklediğini ve yeteneklerini nasıl beslediğini göstermeyi amaçlıyor. 18 Nisan-16 Haziran 2013 tarihleri arasında görülebilecek sergide, uluslararası 10 sanatçının Renault koleksiyonunda yer alan resim, heykel, enstalasyon ve fotoğraf gibi farklı disiplinlerden 53 yapıtı Ann Hindry küratörlüğünde izleyiciyle buluşacak. Fantastik Makineler sergisi bu vesilesiyle, bir genç Türk sanatçısına da Renault Sanat Koleksiyonu’na katılması için olanak sağlanacak. Sanata bakışı ve projesi Renault Sanat Koleksiyonu’na uygun olan Türk sanatçı, Renault tarafından desteklenerek eseri koleksiyonuna dahil edilecek.

Renault, sanat ve endüstri dünyasını bir araya getirmek amacıyla, 1967 yılında çağdaş sanatçılarla işbirlikleri yapmaya başladı. Sanatçılara endüstri ve inovasyon alanında araştırma olanağı, teknik ve teknolojik altyapı desteği ve üretim için mali destek sağladı. Bu tarihi ortaklıklar sayesinde Renault’nun sanat koleksiyonu da Renault markasıyla birlikte büyüdü. 1985 yılına kadar devam eden, ardından 2011 yılında yeniden canlanan bu ortaklık, daha önce uzak görülen “sanat” ve “endüstri” kavramlarını bir araya getiren 300’den fazla sanat yapıtını yarattı.

Arman, Robert Doisneau, Jean Dubuffet, Robert Frank, Frank Horvat, Jean-Luc Moulène, Robert Rauschenberg, Marc Riboud, Takis ve Jean Tinguely gibi sanatçıların yapıtlarının yer aldığı sergi, hem hayal dünyasında bir yolculuk hissi uyandırıyor hem de sanatın 20. yüzyılda nasıl hayatı kapsadığını alışagelmişin dışında bir yolla anlatıyor.

Kapsamlı bir değişimin sancılarını yaşayan bir ülkede bir sanayi devi konumunda olan Renault ile yenilikçi sanatçılar arasındaki işbirliği Arman ile başladı. Yapıtları günlük hayattaki nesnelere dayalı Arman, otomobil parçalarını birleştirerek sanatsal imgelere dönüştürdü. Jean Dubuffet, endüstriyel malzemeleri kullanarak endüstri dünyasındaki organizasyonun aksine, kaotik resimlerle bir fantezi dünyası yarattı. Takis, endüstriyel objelerle fiziksel dünyanın görünmez güçlerini araştırdı. Jean Tinguely, çılgın ve kullanışsız nitelikleri, mükemmel otomobilin antitezi olan şiirsel makineler oluşturdu. Robert Rauschenberg tuval üzerinde düzenlediği, yaşamdan heterojen imgelere, fabrikayı da dahil etti, Frank Horvat bir otomobil modeli için yapılan fotoğraf çekimlerini tarihi bir döneme dair benzersiz görsellere dönüştürürken, Robert Frank bu fotoğrafları 1950’lerin Amerikan taşrasının bilinmeyen yönlerini gözler önüne sermek, Marc Riboud ise insanlara mizahi ve şefkatli bir dille yaklaşarak aynı dönemde Britanya’nın kent yaşamının özünü ortaya koymak için kullandı. Jean-Luc Moulène, en son iki anıtsal heykelini 2011 yılında Renault’nun önde gelen mühendisleri ile birlikte üretti. Robert Doisneau ise fabrikanın, insanların ve makinelerin resimlerini çekti, reklam fotoğraflarıyla Renault’nun imajına katkıda bulundu.

Daha önce, Sompo Museum of Art (Tokyo), Museo Tamayo (Mexico City) Museu Oscar Niemeyer (Curitiba), Museu de Arte Contemporanea (Sao Paulo), Art Pur Foundation (Riyad), New Manege Gallery (Moskova) ve Ramat Gam Museum (Tel Aviv) gibi önemli müzelerde sergilenen Renault Sanat Koleksiyonu, bugüne kadar yüz binlerce sanatsever tarafından ziyaret edildi.

“Fantastik Makineler” sergisinin basın toplantısına Renault Genel Müdürü İbrahim Aybar ve küratör Ann Hindry de katıldı.

“Renault sanatı kurumsal olarak sahiplendi”

Endüstrinin henüz günümüzdeki anlayışın çok gerisinde olduğu 1960’lı yıllarda Renault’nun dönemini aşan bir üretim tarzını benimsediğini söyleyen Renault MAİS Genel Müdürü İbrahim Aybar, “Renault bir endüstri kuruluşu olarak alanını üretimle sınırlı tutmadı, sanata ve sanatçıya özel bir destek sundu” dedi. Renault’nun bu desteği alışılmadık bir yaklaşım üzerine kurduğunu vurgulayan Aybar, “Renault geleneksel bir kurumsal sponsorluktan farklı bir yol seçti. Tamamlanmış sanat eserlerini satın alma arayışında olmak yerine, sanat ve öncü imalat arasında özgün bir ortaklık kurma yoluna gitti ve bunu kısa sürede başardı. Kısacası sanatı kurumsal olarak sahiplendi” diye konuşan Aybar, “Renault Modern Sanat Koleksiyonu, markanın tarihine katkıda bulunuyor ve bu bağlamda örnek ve birleştirici bir rol oynuyor. Şirketin hem Fransa’da hem de tüm dünyadaki imajına ve ününe katkıda bulunmaya devam ediyor” dedi.

Renault ve Sanatçı İşbirliği…

Renault Sanat Koleksiyonu Baş Küratörü Ann Hindry ise Renault Sanat Koleksiyonu’nun birkaç yıl içinde hızlı bir gelişim gösterdiğini belirterek, “Zamanının anlayışına göre diğerlerinden çok farklı yapıtlar bulunduran koleksiyon, bugün de eşsiz olma özelliğini sürdürüyor” dedi. Hindry, “Renault otomotiv sektöründe birçok ilke imza atmış inovatif bir marka olarak, sanat alanında da bu cesur yaklaşımını kanıtlıyor. Renault’nun istikameti daima ileriye doğrudur ve yeni alanlara girmeye de daima cesareti vardır. Bunu da kapılarını çağdaş sanata Fransa’da daha önce görülmemiş bir ölçüde açarak kanıtlamıştır. Bugün de yine aynı yaklaşımın bir parçası olarak kapılarını dünyaya açıyor. Fantastik Makineler sergisi, markanın zengin mirasının sadece bir kısmıdır.” diyerek sözlerini tamamladı.

Koleksiyona bir Türk sanatçı da dahil edilecek

Ann Hindry, dünyaca ünlü uluslararası sanatçıların yer aldığı, “Renault Sanat Koleksiyonu”na bir Türk sanatçının da katılacağını açıkladı. Hindry, “Renault’nun İstanbul Modern’de düzenlenen Fantastik Makineler sergisi, genç bir Türk sanatçıya da fırsat verecek. Sanatçıdan, dünya endüstrisi ve Renault koleksiyonu çerçevesinde bir eser projesi istenecek. Üzerinde hemfikir olunması durumunda, eserin üretim sürecine destek vermek adına sanatçıya sponsor olacağız. Proje tamamlandığında, Türk sanatçının eseri Renault Sanat Koleksiyonu’na katılacak” dedi.

 

7. Uluslararası İşletme ve Endüstri Mühendisliği Zirvesi başlıyor…

Sabancı Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Topluluğunun (IES) düzenlediği 7. Uluslararası İşletme ve Endüstri Mühendisliği Zirvesi (IMIS), Hot Topics in Business / Günümüz İş Dünyası Trendleri14 – 16 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek.

Sabancı Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Topluluğu (IES – Industrial Engineering Society) tarafından İşletme, Ekonomi ve Endüstri Mühendisliği alanlarını ortak paydada buluşturan Uluslararası İşletme ve Endüstri Mühendisliği Zirvesi (IMIS) bu yıl 7. kez gerçekleşecek. 14 Aralık Cuma günü, Taksim Point Hotel ‘de, başlayacak IMIS; 15 ve 16 Aralık tarihlerinde ise Sabancı Üniversitesi Kampüsü Yönetim Bilimleri Fakültesi Amfisi’nde devam edecek.

Bu yıl Hot Topics in Business / Günümüz İş Dünyası Trendleri‘  konuşulacak

IES bu yıl 7. sini gerçekleştireceği IMIS ile, “Hot Topics in Business / Günümüz İş Dünyası Trendleri” konu başlığı altında, Türkiye ve dünyada lider konumdaki şirketlerin üst düzey yöneticilerini, deneyimlerini ve tavsiyelerini paylaşmaları için, öğrencilerle buluşturuyor.

Zirvenin 14 Aralık Cuma günü  Taksim Point Hotel’deki açılış töreninde; Türkiye Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış , Galatasaray Yönetim Kurulu Başkanı Ünal Aysal, Doğuş Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı Aclan Acar, Microsoft Genel Müdürü Tamer Özmen birer konuşma gerçekleştirecekler.

Zirve üst düzey yöneticilerle İşletme, Ekonomi ve Endüstri Mühendisliği öğrencileri ile ilgili sektörden katılımcıları interaktif bir ortamda bir araya getirmeyi amaçlıyor. Üç gün sürecek IMIS’13, seminer ve vaka analizlerinin yanı sıra sürpriz hediye çekilişleri ile dopdolu geçecek. Katılımcıların kariyer planlaması, iş ve staj imkanları, geleceğin istihdam olanakları hakkında fikir sahibi olması hedefleniyor.

Otomotiv endüstrisinde kullanılan metal ve plastik malzemelerin sektöre nasıl yön verdiği mercek altına alındı

Frost & Sullivan, otomotiv endüstrisinde kullanılan metal ve plastik malzemelerin sektöre nasıl yön verdiğini mercek altına aldı

Çevre ve maliyet şartları otomobilin ‘kimyasını’ değiştiriyor

Frost & Sullivan’ın araştırmasına göre otomotiv sektöründe metal ve plastik malzeme seçimi konusunda ciddi gelişmeler yaşanıyor. Maliyet avantajı, yakıt verimliliği ve CO2 emisyonu bakımından üreticiler şimdilik her iki malzemeyi dengeli şekilde kullanıyor. Yeni teknolojik gelişmeler ise

yakın gelecekte terazinin dengelerini değiştirebilir.

2010 yılında Türkiye’de faaliyetlerine başlayan dünyanın önde gelen araştırma ve danışmanlık kuruluşlarından Frost & Sullivan, Türkiye’de hazırladığı başta enerji, otomotiv, savunma ve sağlık olmak üzere çeşitli sektörlerde uzun vadeli pazar öngörülerini de kapsayan raporlarıyla uluslararası şirketlerin ve yatırım fonlarının Türkiye’deki faaliyetlerine yardımcı olmanın yanı sıra farklı sektörlerde birçok Türk firmasına özel araştırma ve danışmanlık hizmetleri vererek iç ve dış pazarlarda büyümelerine yardımcı olmayı sürdürüyor. Bu kapsamda Frost & Sullivan, Türkiye otomotiv sektörünü de yakından ilgilendiren otomotiv üretim malzemelerini masaya yatırıyor.

 

Çevre için hafif araç, düşük maliyet, yüksek verimlilik

CO2 emisyon tüzüğüne bağlı olarak otomotiv endüstrisi motor küçültme, turbo şarj ve hafif ağırlık gibi malzeme seçimini doğrudan belirleyen alanlara yoğunlaşıyor. Aracın ağırlığında yüzde 10’luk bir azalma güç aktarma organlarının da küçültülmesine bağlı olarak yüzde 5 ila 7 oranlarında yakıt tasarrufu sağlıyor. Güç aktarma organlarında değişiklik yapılmıyorsa bu oran yüzde 3 ila 4 düzeyinde seyrediyor.

Frost & Sullivan Kimyasal Malzeme ve Maddeler Analisti Shree Vidhyaa Karunanidhi, araçlardan kaynaklanan aşırı emisyonlara uygulanan yaptırımların, üreticilerin güvenlik ve performanstan ödün vermeden araç ağırlığının düşürülmesini sağlamak amacıyla her bir malzemeyi “bir tasarım değişkeni” olarak kullanmalarına yol
açtığını belirtiyor. Karunanidhi, malzeme çalışmalarının; alüminyumun, gelişmiş yüksek dayanımlı çeliğin (AHSS) ve polipropilen (PP), poliamit ve poliüretan (PU) gibi bazı plastiklerin hafif ağırlıklı tasarım için tercih edilen seçenekler arasına girdiğini ifade ediyor.

Metaller dayanıklılıkları, geri kazanılabilirlikleri ve iyi maliyet performansları nedeniyle sektörün tercihlerinde öne çıkıyor. Orta büyüklükte tipik bir binek araçta, metaller araç ağırlığının yüzde 75’ini oluşturuyor. Bu oranın yaklaşık yüzde 60’ını geleneksel ve yüksek dayanımlı çelikler, yüzde 7’sini ise AHSS teşkil ediyor. Ağırlık olarak alüminyum yüzde 8-9 civarında bulunuyor. Ancak Karunanidhi, bir aracın hemen hemen tüm bileşenlerinde çelik ve plastikle rekabet eden plastiğin sağlıklı bir büyüme göstereceğini ileri sürüyor. Karunanidhi, yapısal metaller arasında en yüksek dayanım-ağırlık oranını sergileyen magnezyumun da (alaşım halinde) büyüme kaydedeceğini vurguluyor.

 

Plastik malzemeler sektöre ne sunuyor?

Plastiğin doğasında var olan özellikler otomotiv sektörüne önemli avantajlar sunuyor. Bu özellikler arasında hafif ağırlık, yüksek hacimler için düşük işleme maliyetleri ve mekanik tutturucu ihtiyacını ortadan kaldıran tek bir kompleks bileşen olarak üretim imkanı yer alıyor. Karunanidhi, tipik bir binek aracın plastik içeriğinin araç ağırlığının yüzde 8’ini oluşturduğu, plastik kullanımında bölgesel farklar görülebildiği ve kullanımda yüzde 11 oranla Avrupa’nın başı çektiğini ifade ediyor.

Kullanılan toplam plastik içerisinde aracın iç kısmında kullanılan plastikler yüzde 48’e, dış kısmında kullanılan plastikler yüzde 27’ye, kaporta altında kullanılan plastikler ise yüzde 14’e karşılık geliyor. Elektrik ve kablo malzemeleri geriye kalan yüzde 11’lik bölümü oluşturuyor. Kaporta altı bileşenlerin başta Asya ve Latin Amerika olmak üzere iyi marjlar ve yüksek penetrasyon potansiyeli sunduğunu beliren Karunanidhi, Kuzey Amerika ve Avrupa gibi olgun piyasalarda plastiklerin yeni iç ve dış uygulamalarda yerlerini almaya başladığının altını çiziyor.

 

Kaportanın altındaki plastikler

Hava giriş manifoldları, motor kapakları, radyatör uç depoları, valf kapakları ve yağ karteri modülleri gibi kaporta altı bileşenler; hafif ağırlıkları, sıcaklık ve kimyasal dirençlerinden dolayı PA6 ve PA66 kullanılarak imal ediliyor. Polifenilen sülfür (PPS) PA’dan daha iyi performans gösteriyor ve bu nedenle aracın ağırlığını düşürmek amacıyla metalin yerine geçecek bir alternatif olarak orijinal ekipman üreticileri (OEM) açısından güçlü bir aday görülüyor. Mevcut durumda tek dezavantajı ise yüksek fiyatı.

PP; gösterge paneli, gösterge paneli taşıyıcıları, sütun giydirme, kapı cepleri, kapı panelleri, konsollar ve koltuklar gibi iç mekan bileşenlerinde de uygulanıyor. Tamponlar, tampon rüzgarlıkları, tavan/gövde rüzgarlıkları, marşbiyeller, karoser panelleri ve tekerlek kemeri kaplamaları PP’nin kullanıldığı dış uygulamalar olarak öne çıkıyor. PP’nin araç içeriğinin 64 kg’sine (141lb) karşılık geldiğini ifade eden Frost & Sullivan Kimyasal Malzeme ve Maddeler Analisti Karunanidhi, takviyeli PP’nin bazı kaporta altı ve dış parçalarda (bagaj kapağı) metallerin yerine kullanılmasının beklendiğini, 2017 yılına kadar PP içeriğinin 84 kg’ye ulaşacağını belirtiyor. Bununla birlikte, hibrit PU-PP köpüklerinde kullanımın yanı sıra oturma yeri uygulamalarında PU köpüğünün de yerini alıyor.

 

Yaygın kullanım alanı

Çoğu PA uygulaması kaporta altı bileşenlerde bulunuyor. İç segmentte, kapı kolları, hava yastığı düzeneğinin parçaları, gösterge panelleri, koltuk ve pedal kollarında PA6 ve PA66 kullanılıyor. Karunanidhi, ortalama PA içeriğinin 11 kg civarında olduğunu ve 2017’ye kadar şarj hava kanalları gibi kaporta altı uygulamalarda polimerlerin yerine geçerek 13 kg’ye çıkmasının beklendiğini ifade ediyor. Dış uygulamalarda ise, plastiğin A Sınıfı (yüksek estetik kalite) yüzey koşullarını karşılamak zorunda olmadığı durumlarda PA kullanılıyor.

Köpük olarak PU az bir rekabetle oturma yeri uygulamalarını ele geçiriyor. Esnek PU köpükler en sık kullanılan ürün olarak öne çıkarken, sert PU köpükler gürültü, titreşim ve sertlik malzemeleri ile yalıtım gibi niş uygulamalarda kullanılıyor. PU; koltuklarda, kapı panellerinde, bagaj kaplamalarında, arka raflarda, merkez konsollarda, gösterge paneli trimlerinde, stepne tablalarında, direksiyonlarda, halı tabanlarında ve tavan döşemelerinde kullanılıyor. Ortalama PU araç içeriğinin 23 kg olduğunu belirten Karunanidhi, PU köpüklerinin yüzde 55 orana sahip olduğunu, kalanının ise sert PU olduğunu ifade ediyor.

Akrilonitril bütadiyen stiren (ABS) genellikle iç ızgaralar, trimler, tavan döşemeleri ve merkez konsollar gibi iç bileşenlerde kullanılıyor. Ancak Karunanidhi, bu özel plastiğin yerini P P’nin alacak gibi göründüğünü ileri sürüyor. Bu nedenle, ortalama ABS içeriğinin 10.5 kg’dan 9.5 kg’a düşmesi bekleniyor. ABS’nin boyanabilirlik ve diğer yüzeylere yapışmanın gerekli olduğu uygulamalarda tercih edilen plastik olmaya devam edeceğini belirten Karunanidhi, P P’nin ABS’nin yerine geçme tehditinden dolayı, ABS pazarının araç üretim oranından daha yavaş büyüyeceğini öngörüyor.

Öte yandan, termoset pazarı hurdaya ayrılan araç yönetmeliğine ve bunun sonucu olan geri kazanılabilirliğe bağlı olarak OEM’lerden karışık bir yanıt alıyor. Japon Nissan, İtalyan Fiat ve Amerikalı Chrysler grubu gibi şirketler yönetmelikten dolayı termosetlerden uzaklaşırken, BMW, yeni BMW Megacity aracının şasisinde karbon fiber takviyeli kompozitleri tercih ediyor. Çamurluklar, kaporta ve bagaj kapağı gibi dış A Sınıfı gövde kapamaları/panelleri mükemmel kuvvet ve düşük ağırlık sağladıklarından ısıyla sertleşen kompozitler için temel uygulamalar olarak kalmaya devam ediyor. Araç başına termoset tüketiminin alüminyumdan kaynaklı artan rekabete bağlı olarak 4.2kg’dan 4.0kg’ın altına düşmesi bekleniyor.

 

Plastiğe talep artacak

Frost & Sullivan Kimyasal Malzeme ve Maddeler Analisti Karunanidhi, küresel ölçekte binek araçlarda halihazırda 5.5m ton olan plastik talebinin 2017 yılına kadar 9.1m tona çıkmasını beklediğini, bu artışta en hızlı büyümenin PP’ye ait olacağının altını çiziyor.

Karunanidhi‘ye göre otomotiv endüstrisinin plastik talebi artmaya devam edecek. Nitekim bu malzemelere yönelik yüksek performanslı, yüksek dayanıklılıkta plastikler geliştirmek ve yeni uygulama alanları bulmak amacıyla OEM’ler için parça üreticileri ve plastik üreticileri tarafından önemli araştırmalar gerçekleştiriliyor. Hafif bir malzeme olan plastikler başka avantajlara da sahip olsalar, dayanıklılık eksiklikleri nedeniyle zorlu ve yapısal uygulamalarda kullanılmaları yönünde yeniden ele alınmaları gerektiğini ifade eden Karunanidhi, plastiklerin, otomotiv yapımında malzemelerin çoğunluğunu oluşturan metallere benzer bir talep almaları için daha çok yol kat edilmesinin zorunlu olduğunu vurguluyor.

Otomotiv endüstrisi, dişliler gibi bileşenler için polioksimetilen (POM) gibi yüksek dayanıklılığa sahip plastiklerin geliştirildiğine şahit oluyor, ancak bunlar da metalin aksine maliyet etkin bir çözüm sunamıyor. Bu nedenle Karunanidhi, gelecekte plastiğin daha fazla kullanılabilmesi için dayanıklılık, çarpma mukavemeti ve maliyet gibi özelliklerin dengeli bir şekilde bir araya getirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.