Klasik Otomobilciler Derneğinden İlk Türk Otomobili Devrim Ziyareti

Mobil 1’in sponsoru olduğu İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği (İKOD), 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri kapsamında, 50 araçlık klasik otomobil konvoyuyla ilk Türk otomobili ‘Devrim’i ziyaret etti.

1961’de Eskişehir Demiryolu Fabrikası’nda 20 mühendisin katkılarıyla kısa bir sürede üretilen, Türkiye’nin ilk yerli otomobili ‘Devrim’ İstanbul Klasik Otomobilciler Derneği (İKOD) üyeleri tarafından ziyaret edildi.

İKOD üyelerinin 50 araçlık klasik otomobil konvoyu oluşturduğu ziyaret, dünyanın önde gelen  sentetik yağ markası Mobil 1’in desteği ve Eskişehir Tepebaşı Belediyesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşti. Türkiye Lokomotif ve Motor Sanayii A.Ş.Müzesi’nde yer alan ‘Devrim’in yaratıcıları, 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’nda saygıyla anıldı.

İKOD Başkanı Serkan Okay konuyla ilgili şunları söyledi: “Türkiye’nin ilk otomobili Devrim’in önünden saygı geçişi yapmak bizi çok heyecanlandırdı. 1961’de, bu araç seri üretime geçebilseydi bugün küresel pazarda söz sahibi olduğumuz yerli bir markamız olabilirdi. Lakin hiçbir şey için geç kalınmış değildir.”

Mobil 1 sponsorluğundaki İKOD’un üyeleri, yerli ve yabancı 160 ünlü ismin heykellerinin bulunduğu Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi’ni, Çağdaş Cam Sanatları Müzesi’ni, Kent Belleği Müzesi’ni ve tarihi Odunpazarı Evleri’ni de ziyaret etti. Ayrıca İKOD’un katkılarıyla Eskişehir Espark AVM’de de bir klasik otomobil sergisi gerçekleştirildi.

Bir Nefes Yeter

 

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet, bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bir şeyler ikram etmek için yanlarından ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır.

Soba yerden 1 m. kadar yukarıda, yerde dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.
Kimyacı; “Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış”,
Fizikçi; “Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş”,
Jeolog; “Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan, herhangi bir deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış”,
Matematikçi; “Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış”,
Antropolog; “Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarı kurmuş.” derler.
Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar. Adam cevap verir;
“Boru yetmedi de efendim!”…

***

Bu hikâyeden binlerce sonuç çıkarabilirsiniz. Kiminin aklına eski sobalı evlerimiz gelebilir mesela; “Ah şimdi o eski sobalı evler olsa da üzerinde kestane pişirsek.” diyebilirsiniz.

Kimi için güzel kimi için zahmetli olan sobalı evlerle ilgili anılarımız ve hikâyelerimiz azımsanmayacak kadar çoktur.

Bir odanın içerisinde tüm aile bir arada yenilen yemeklerin, edilen sohbetlerin ve her bardak çayın ayrı bir tadı vardır.

Odunlusu, kömürlüsü, kuzinesi ile farklı çeşitlerdeki sobalar önce kaloriferin keşfine daha sonra da doğalgaza yenik düştü. Özellikle büyük şehirlerde artık sobalı ev neredeyse kalmadı diyebiliriz.

Önceleri herkes çok sevindi sobaların gitmesine. Hem kendi adımıza daha temiz bir havaya kavuşacaktık hem de odun için binlerce ağacın kesilmesine gerek kalmayacaktı. Doğamız ve dünyamız kurtuluyordu…

Sonra bir özlem başladı sobaya karşı. Kırsal bölgede halen yakınları olanlar şanslıydı. Vakit buldukça koşarak gittiler sobalı evlerin olduğu eş, dost ve akrabalarına…

Bazıları için hiçbir şey ifade etmeyebilir sobalı evler. Onlar için kaloriferli evin konforu kadar güzel bir şey yoktur hayatta. Neymiş efendim; sobalı evmiş. Git odun getir, sobayı tutuştur, ortalık toz duman olsun, külü boşalt. Hem yangın tehlikesi ve zehirlenme olasılıkları da işin cabası.

İyi ki de kalkmış sobalar. Yoksa nefes alamayacaktık.

Şimdilerde yenilenebilir enerjiler konuşuluyor. Belki de bir süre sonra sobaları sadece müzelerde görebileceğiz. Çocuklarımız bu ne diye sorduğunda “İlkel bir ısınma aracı” diye cevap verecekleri hayal edebiliyorum.

***

Bu soba hikâyesini okuduğumda benim aklıma direkt olarak tek bir konu geldi. Birazdan sizlerle paylaşacağım ama öncesinde “Boru yetmedi” cümlesine aklım takıldı. Bundan bahsetmek istiyorum. Ben söylediğimde hepimiz (hafızamızı çok da zorlamadan) anımsayacaktır hikâyesini. Bir devire damgasını vurmuş, bugün anımsadığımızda halen burnumuzu sızlatan, yüreğimizi burkan bir hikâyedir bu.

Nedir bu hikâye? Hadi uzatma da söyle diyenleri de duyar gibi oluyorum.

Haklısınız, sizi çok bekletmeden konuya gireyim artık.

Devrim!

Evet, Devrim’in hikâyesini bilmeyen var mıdır aramızda? Hani şu benzini bittiği için seri üretimine geçilmeyen otomobil. İlk ve tek yerli otomobil, bizim otomobilimiz.

Cumhuriyetimizin tam ortasına kurulmuş bir soba. Hepimizin içini ısıtacak. O zamana göre müthiş bir proje, ama olmamış işte. Heyet (basın) içerisindeki her kafadan bir ses çıkmış ve projenin devamı gelmemiş.

Nefes bile almasına izin verilmeden toprağa gömülmüş bir proje olmuş Devrim.

Bugünlerde onu Eskişehir TÜLOMSAŞ (Türkiye Lokomotif ve Motor San. A.Ş.) müzesini ziyaret ederek görebilirsiniz.

***

Şimdilerde herkesin merak ettiği konu hybrid araçlar ve elektrikli araçların geleceğidir. Aslında dikkat ederseniz yollarda bu araçlara rastlayabilirsiniz ama geleceği konusunda kimseden doğru dürüst bir bilgi alamazsınız.

Nedir bu elektrikli araçların akıbeti?

Herkes merak içerisinde, en çok da pil ömrü hakkında verilecek cevaplar merak konusudur. Henüz netleşmiş bir cevabı yok maalesef bu sorunun.

Bakalım günümüz heyeti bu konuda ne diyecek!

Belki de elektrikli araç da neymiş canım, bizim elektriğimiz bize yetmiyor diyebilirler.

Oysaki bundan 2–3 yıl öncesinde bir Fransa seyahatimde benim en çok ilgimi çeken konu olmuştur, elektrikli araçlar…

Yollarda küçük cep otoparkları ve şarj üniteleri ile dikkatimden kaçmamıştı. Nerdeyse hemen her sokakta vardılar. Üçlü beşli araç parklarında araçlar park etmiş ve şarj konumundaydılar. Ertesi sabah yola koyulmaya hazırlanıyorlardı.

Biz bu süreci ne kadar zamanda aşarız, çağı ne zaman yakalarız bilemem ama bildiğim tek bir şey var. O da dünyanın en pahalı benzinini biz kullanıyoruz.

Üstelik kullandığımız yakıtlar bir yandan havayı kirletirken diğer yandan da oksijen fabrikası ağaçlarımızı keserek yok ediyoruz.

Bırakın proje üretmeyi nefes alabilirsek ne mutlu bize!..

***

Bugün iş dünyasında da birçok soba hikâyesine rastlayabiliriz.

Siz girişimci bir ruhla işyerinizin tam ortasına bir soba kurarsınız ama heyet gelir ve her kafadan bir ses çıkar. Bu heyet bazen bir kişi bazen de birkaç kişiden oluşabilir. Sizin baktığınız pencereden bakamayabilirler. Sizi anlamadan, dinlemeden ahkâm keserler. Yetmez, bir de üstüne sizin hakkınızda karar verirler. Belki de biletinizi keserler. Kesmeseler bile size dünyayı dar ederler. Nefes almayacak duruma gelirsiniz. Göğsünüz sıkışır, kendinizi boğulacakmış gibi hissedersiniz.

Tövbe edesiniz, bir daha soba kurmak mı? Aman Allah korusun…

 

 

Teknolojik Devrim (Technological Revolution) nedir?

Bi­limsel bilgilerin geniş uygulama alanı bulması sonucu ortaya çıkan yeni araç-gereç, makine ve teknik bilgilerin toplumsal yapı ve örgütlenmelerde meydana getirdiği dönüşümdür.

Kaynak: Ömer Demir ve Mustafa Acar, “Sosyal Bilimler Sözlüğü”, Ankara, Kasım 1991.

Araç Temizliğinde Devrim: Nano Teknolojik Susuz Araç Temizliği

2007 yılında kurulmuş olan Dry Car Care, Amerika ve Avrupa’da 1996 yılından beri güvenle tercih edilen ve Türkiye’de Oto-Bakım sektöründe yeni bir açılım olan ‘’Susuz & Gezici Araç Temizliği’’ konseptini ülkemize kazandıran öncü bir firmadır.

Nano Teknolojik Araç Temizliği konseptini başarıyla uygulayan Dry Car Care, gerçekleştirilmiş olan bireysel ve kurumsal çalışmalarla sistemini ve adını her geçen gün daha geniş kitlelere yaymakta, 2011 yılı içinde Avrupa temsilciliğini de açmış bulunmaktadır. Gerek Türkiye gerekse de Avrupa genelinde gerçekleştirilen faaliyetlerle güçlü kurumsal yapısıyla ve sağlam temeller üzerine oturtulan sistemiyle Dry Car Care, Türkiye ve dünya genelinde büyümeye devam etmektedir.

Dry Car Care markasının Ağaoğlu My Town distribitörü olarak hizmet veren Dry Car Care Ağaoğlu My Town firmasının İşletme Sahibi Erim Kelezoğlu, ülkemizde yeni bir uygulama olan Nano Teknolojik Araç Temizliği hakkında bilgilerini bizimle paylaştı…

Klasik Oto Yıkama sistemlerine çağdaş bir alternatif

Dry Car Care; küresel ısınmanın ve susuzluğun olumsuz etkilerinin dünyada olduğu kadar Türkiye’de de büyük bir problem olarak algılanmaya başladığı günümüzde ‘’NANO- Teknolojik’’ ürünleri, ‘’Çevreci’’ yaklaşımı ve ‘’Ekolojik’’ yapısı ile yeni dünya düzeninde ülkemize çağı yakalatmak adına kurumsal olarak destek vermeyi amaçlamaktadır.

Konsept, Avrupa Birliği’ne uyum sürecinde ruhsatları iptal edilmeye başlayan Klasik Oto Yıkama sistemlerine çağdaş bir alternatif olmasıyla dikkat çekicidir. Dry Car Care, mevcut klasik yıkamaların revizyonu ile sektörün hareket ve hedef kitleye ulaşma kabiliyetini maksimize etme adına çalışmalarını sürdürmekte, bünyesine katılacak yeni iş ortakları ile güçlü bir Franchise ağı kurarak bu hizmeti Türkiye genelinde ve komşu ülkelerde bir standart haline getirmeyi hedeflemektedir.

Susuz Araç Temizliği Nedir?

Dry Car Care Ağaoğlu My Town İşletme Sahibi Erim Kelezoğlu, “Susuz & Gezici Araç temizliği” konseptinin yakın gelecekte oto temizliği ve bakım sektöründe tamamen yaygınlaşacağını belirtiyor ve ekliyor: “Nano Teknolojik Susuz Araç Temizliği konsepti, su ve benzeri klasik makine ve ekipmanları kullanmadan sadece bitki köklerinden elde edilmiş özel bitkisel solüsyonlar ve bu sistem için özel olarak üretilmiş olan microfiber bezler ile yapılan araç temizleme uygulamalarıdır. Bu sistem ile son yıllarda küresel ısınmanın etkisiyle doğada bulunan en önemli yer altı kaynaklarımızdan biri haline gelen suyun tüketimini sıfıra indirgeyerek çevreci doğa dostu araç temizliği uygulamaları gerçekleştirilmektedir. Bu sistemde kullanılan ürünler de biodegradable sertifikalı ve doğada %95 oranında çözünebilen özel maddelerden oluşmaktadır. Nano Teknolojk Susuz Araç temizliğine dair tüm uygulamalarda 1 damla dahi su ve 1 kwh dahi elektrik kullanılmadığından susuz araç temizliği uygulamaları mobil olarak aracın park edildiği noktalarda sınırsız hareket kabiliyeti ile gerçekleştirilebilmektedir.”

Bitkisel Solüsyonlarla Temizlik

Susuz araç temizliği sisteminde aracın her bir farklı noktasına farklı ürünler kullanılarak temizlik hizmeti sunulmaktadır. Bu sistem sayesinde standart iç dış araç temizliği hizmetinin yanı sıra oto kuaför ve boya koruma uygulamaları da gerçekleştirilebilinmektedir. Kullanılan ürünler bitki köklerinden elde edilen özel karışımlar olduklarından araçlara, doğaya ve insan sağlığına zarar vermemektedir.

Kullanılan bitkisel solüsyonlar sıkıldığı yüzey ile toz, çamur ve benzeri kirlerin arasına girerek yüzeyden kirlerin tamamen ayrılmasını sağlayarak koruyucu bir tabaka oluşturmaktadır. Solüsyonlar yüzeye uygulandığı andan itibaren artık yüzeyde bulunan kirler aracın boyasının üzerinde değil uygulanan solüsyonun üzerinde bulunmaktadır. Aynı zamanda bu sistem için özel olarak üretilen microfiber bezler de ipeksi bir dokuya sahip olduğundan solüsyonun üzerinde kalan kirler kolay bir şekilde normal bir beze göre 10 kat daha emici bir yapıya sahip olan microfiber bezler ile temizlenmektedir. Kullanılan solüsyonların bu koruyu etkisi sayesinde araçlar ne kadar kirli ne kadar çamurlu olursa olsun çizilmelere karşı %100 etkili bir şekilde güvenle temizlenmektedir.

Dünyada devrim yaratan teknoloji: Prins “Direct Liquimax”

Yüksek teknolojisi, tadilat gerektirmeyen montajı ve üstün performansı ile alanında dünyada bir ilk olan direkt/sıvı enjeksiyonlu LPG dönüşüm kiti Prins’in Direct Liquimax sisteminin Türkiye lansmanı gerçekleştirildi.

Direct Liquimax, diğer sistemlere oranla; yüksek performansına karşın yakıtta %45 ve partikül emisyonunda da %90 tasarruf sağlıyor. Prins, Türkiye’de, %40’lık Pazar payı ile hitap ettiği üst segment dönüşüm kiti pazarının lideri konumunda.

Dünya dönüşüm kiti pazarında teknoloji lideri olan Prins, 11 yıllık Ar-Ge çalışmasıyla geliştirdiği Direct Liquimax sistemi ile, kendisini gelecek için hazırlayan yegane marka konumunda.

Otomobil üreticileri, 2012’de %70 oranında direkt enjeksiyonlu motorları tercih ederken, bu gelişmeye paralel olarak yegane alternatif sunan Prins’in Direct Liquimax sistemi de dünya pazarındaki yerini arttırıyor.

İpragaz Genel Müdür Yardımcısı Eyüp Aratay; “İpragaz bulunduğu tüm sektörlerde, pazarı ‘bozan’ değil, hep ‘gelişimine katkıda bulunan’ taraf olmuştur” diyerek, gelişen pazarda sertleşen rekabete işaret etti.

Direct Liquimax sisteminin üstün performansının farklı araçlarla test edildiği tanıtıma, denizde ise yine dönüşümü Prins ile gerçekleştirilen Marinegas teknesi refakat etti.

Üst segment ve premium araçlara yönelik LPG çözümlerinin lider markası Prins’in, dünya LPG dönüşüm kiti pazarında devrim yaratan Direct Liquimax sistemi, şimdi de Türkiye’de. Prins’in Türkiye distribütörü İpragaz’ın yaygın 165’i aşkın yetkili bayisinde montajı gerçekleştirilebilecek olan Direct Liquimax sistemi, TSI gibi yüksek teknolojili direkt enjeksiyonlu motorların dönüşümünde yegane çözüm konumunda. Eşsiz Prins kalitesinin yanı sıra motor üzerinde hiçbir tadilat gerektirmemesi ve sunduğu yüksek performans ile öne çıkan Direct Liquimax sisteminin Türkiye lansmanı, Çırağan Palace Kempinski’de düzenlenen toplantı ile gerçekleştirildi. İpragaz Genel Müdür Yardımcısı Eyüp Aratay, Prins CEO’su Bart Van Aerle ve İpragaz Geliştirme ve İnovasyon Müdürü Birim Akbaba’nın ev sahipliğinde gerçekleştirilen tanıtımda, dünya ve Türkiye otogaz sektörü ile dönüşüm kiti pazarına ilişkin gelişmeler de değerlendirildi. Tanıtım sırasında, Direct Liquimax sisteminin üstün performansının farklı araçlarla karada gerçekleştirilen test sürüşlerine, dönüşümü yine Prins ile gerçekleştirilen Marinegas teknesi de İstanbul Boğazı’nda refakat etti.

17 yılda 4 milyar litreden fazla otogaz sattık

“İpragaz olarak, 52 yıldır en iyi bildiğimizi düşündüğümüz işi en iyi şekilde yapma gayreti içinde bulunan bir şirketiz. Bu doğrultuda da müşterilerimize; en kaliteli, en iyi ürünleri sunuyoruz” diyen İpragaz Genel Müdür Yardımcısı Eyüp Aratay, “Kurulduğumuzdan bu yana, sürekli ‘ilklerin markası’ olarak anıldık. Türkiye’de ‘ilk tüpü dolduran şirket’, ‘ilk dökme opearasyonu başlatan şirket’, ‘ilk resmi otogaz istasyonunu açan şirket’ gibi birçok ilk ile; sektörel liderlik konumumuzu ve pazarları sürekli geliştirerek bugünlere geldik. Bugün de dünyadaki bir ilki sizlerle paylaşacağız. İpragaz, Türkiye otogaz pazarında, 1996 yılında Bursa’da ilk resmi istasyonumuzu açtığımızdan beri yer alıyor. Bugün geldiğimiz noktada; üç markamız olan İpragaz, Bizimgaz ve Exengaz ile 1080 istasyonda Türkiye’nin her yerinde otogazı, ihtiyacı olan tüketiciye sunuyoruz. 1996’dan bugüne 4 milyar litreden fazla otogaz satmışız. Bir başka ortalama hesapla da 250 milyon araç deposunu doldurmuşuz. Ama tüm bu faaliyetleri yaparken, bizim için en önemli olay; ‘bütüncül bakış açısı içerisinde pazardaki pozisyonumuzu korumak’tı” dedi.

Prins, üst segmentte pazar lideri

Otogaz pazarının Türkiye’de geldiği önemli noktaya bakıldığında, iki ana unsurun otogaz istasyonları ve dönüşüm kiti endüstrisinin birbirini sürekli besleyerek büyüdüğüne dikkat çeken Aratay, “Biz ilk günden beri bu gerçek doğrultusunda, pazarın içinde olmadığımız dönemler de dahi; sürekli olarak pazarının gelişimine katkıda bulunmaya çalıştık. İpragaz üç yıldır Prins ile beraber Türkiye pazarına en yeni ve en iyi teknolojileri sunmaya çalışıyor. Bununla birlikte Evas markamızla, pazarda LPG tankları konusunda tüketiciye ve sektöre en kaliteliyi ulaştırıyoruz” dedi. Prins’in Türkiye pazarında, VSI ve Direct Liquimax ile üst, Silverline serisi ile de orta segment araçlara hitap ettiğini belirten Aratay, “Üst segmentte %40’lık pazar payı ile lideriz” diyerek, hedeflerinin ise %50 ve üzeri olduğunu söyledi.

 

Dünyada en olgun otogaz pazarı Türkiye’de

Dünyada toplam 24 milyon tonluk bir otogaz tüketimi olduğunu ve bunun da toplam LPG tüketimi içinde yaklaşık %9-10’luk bir yeri olduğunu da vurgulayan Eyüp Aratay, “Türkiye ise, 2.7 milyon tonluk otogaz tüketimi ile dünyada ikinci Avrupa’da ise birinci sırada yer alıyor. Dünyada bulunan toplam 66 bin otogaz istasyonunun 10 bini bizde ve burada da ilk sıradayız. LPG’li araç sayısında da Türkiye, 3.5 milyon adet ile dünya birincisi konumunda. Bu açıdan binek araçlarda %41, tüm araçlarda ise %25’lik bir oranda LPG kullanımından bahsedebiliriz. Yani ağır vasıtalar dahil Türkiye’deki her dört araçtan biri LPG’li. Türkiye ayrıca, dünyada benzinden fazla LPG’nin kullanıldığı ilk ve tek ülke. Bugün otomotiv yakıtları içerisinde LPG %13, benzin % 10, motorin ise %77 paya sahip. Tüm bu açılardan baktığımızda Türkiye’nin otogaz sektörü, dünyanın en olgun pazarı olarak kabul edilmekte” açıklamalarında bulundu.

Türkiye otogaz pazarı, 4 kata kadar büyüyebilir

Türkiye’nin, otogaz kullanımı ile; AB’nin çevre hedefleri olan “2020:20-20” hedeflerini bugünden yakalamış ve geçmiş durumda olduğuna da değinen İpragaz Genel Müdür Yardımcısı Eyüp Aratay, “Türkiye otogaz pazarının hızlı ve güçlü büyümesi, hem otogaz istasyonları bazındaki, hem de kit endüstrisindeki paralel gelişmelerden kaynaklanmaktadır. Türkiye otogaz pazarı, diğer açılardan olduğu gibi bu anlamda da dünyaya örnek olmuş bir ülke pazarı konumunda. Ancak kaydedilen gelişmelere, gelinen bu önemli noktaya karşın, Türkiye otogaz pazarında, gidilecek hala çok yol var. Bugün Türkiye’de bin kişiye düşen araç sayısı 92, AB’de ise bu ülkelere göre değişmekle beraber bu rakam 400‘ün üzerinde. Bu nedenle bizim, araç parkında dört katı daha büyümemiz söz konusu” şeklinde konuştu.

Gereksiz çekişmeler, sektöre zarar veriyor

Sektörün sorunları güç birliği ile çözülmeli

Tüm bu gelişmişliğine ve büyüklüğüne karşın sektörün, ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığını da belirten Aratay, “Türkiye otogaz pazarındaki de en önemli, en bilinen problemlerin başında ‘kapalı otopark sorunu’ yer alıyor. Bununla beraber, kit dönüşüm sektörünü derinden etkileyen, ‘merdiven altı’ olarak tabir edilen standart dışı uygulamalar geliyor. Ama asıl önemli olan; tüm bu sorunlar aşılırken, sektör olarak bir güç birliği yapılması ve problemlerin çözümünün bu sinerji ile ortak enerji ile sağlanması. Gereksiz çekişmeler, sektör içindeki oyuncuların birbirine yönelik hareketleri, her zaman olduğu gibi bu sektörde de çözümleri zorlaştıracağı gibi, ileride de sektörün zararına olacaktır. Bu anlamda İpragaz olarak biz, her zaman söylediğimiz gibi; kısa vadeli çıkarlar değil, uzun vadeli çıkarlar ve ülke menfaatleri doğrultusunda sektörün gelişmesine katkıda bulunmaya çalışacağız” dedi.

Her pazarın dürüst, sağlıklı ve güçlü oyuncusu olarak sektörel lideriz

“52 yıldır Türkiye’de İpragaz olarak LPG sektöründe varız. Bugün geldiğimiz noktada bir elli yıl daha olmak istiyoruz” diyen İpragaz Genel Müdür Yardımcısı Eyüp Aratay, “Bugüne kadar ‘bütün pazarı ele geçirelim’ diye hiç bir zaman iddiaları olmadıklarının altını çizdi. 2012 yılında elektrik, bu sene ise GO markası ile akaryakıt faaliyetlerine başladıklarını hatırlatan Aratay, aslında bütüncül bakış açısıyla, İpragaz’ın Türkiye enerji pazarındaki pozisyonunu da çok netleştirdiklerini belirtti. Bu doğrultuda İpragaz’ın kit pazarına bakışının da bu şekilde olduğunu belirten Eyüp Aratay, “Biz, bulunduğumuz tüm sektör ve segmentlerde; her zaman, pazarın dürüst, sağlıklı ve güçlü bir oyuncusu olduk. Bu, dönüşüm kiti sektöründe de böyle. İçinde değilken dahi gelişimi için elimizden gelen her türlü katkıyı gösterdiğimiz bu sektörde üç yıldır Prins ile varız. Temel amacımız; pazarda kimsenin pazar payını ele geçirmek ya da pazardaki oyuncuları bir şekilde oyun dışına atacak faaliyetlerde bulunmak değil. Bu aslında ‘oyun bozuculuk’ olur. Biz sektör lideriyiz. Sektörel liderlik, pazar liderliğinden çok öte bir şeydir. Sektörel lider olmak; ‘kamu otoritesi ile beraber kanunlar, yönetmelikler, standartlar çerçevesinde, hazırlandığı süreçlerde kamu menfaati doğrultusunda ortaya koyulması gerekeni koymak’ demektir. Bu anlamda biz, sektör lideri olduğumuza inanıyoruz. Biz ‘pazarı bozmak değil, ‘uzun vadeli stratejiler çerçevesinde ve kamu menfaati çerçevesinde sektöre fayda sağlamak’ istiyoruz. Sektörün, kapalı otopark yasağı gibi çok ciddi sorunları aşabilmesi; dönüşüm kiti ve otogaz istasyonları oyuncularının bütüncül bir yaklaşımla pazarı yönetmesiyle ancak mümkün olacaktır. Yani pazarda, iç çekişmeler, markalar arası birbirlerini kötüleyerek ya da haksız rekabet ile birbirlerinden pay alarak oluşabilecek bir kaotik ortamın, kimseye yaramayacağını düşünüyoruz” diyerek, bu noktada İpragaz’ın pazar gelişimi için elinden geleni her zaman yapacağını söyledi.

 

Prins, segmentinin rakipsiz lideri

Aratay, dönüşüm kitinde gelinen en ileri teknoloji olan Direct Liquimax teknolojisinin, diğer sistemlere oranla sunduğu birçok önemli avantajla, ileride dizel araçlar için de farklı açılımlar getirebileceğine dikkat çekti. “Direct Liquimax, 11 yıldır üzerinde çalışılan ileri bir teknoloji ve tek bir amacı var: ‘lider’ olmak” diyen Eyüp Aratay, “Prins, üst segmentin zaten lider markası. Ama pazardaki dinamiklerin değişmesi, özellikle motor sistemlerindeki yeni gelişim noktasında bu yeni teknolojiye ürün sunabilen tek marka Prins. Bu segmentte yüzde yüz lideriz; çünkü başka rakibi yok” şeklinde konuştu.

Prins, dönüşüm kiti teknolojisinde dünya lideri

Türkiye lansmanı yapılan Prins’in Direct Liquimax sisteminin, sektörde yeni bir devir başlattığını ve geleceğin teknolojisi olduğunu belirten İpragaz Geliştirme ve İnovasyon Müdürü Birim Akbaba, “Küresel ısınma sonucu artan çevre bilinci ve tasarrufun giderek önem kazanması ile birlikte, tüm dünyada LPG’li araç sayısı da hızlı bir şekilde artıyor. Ancak bu doğrultuda, LPG dönüşüm sistemlerinin de, motor teknolojilerini paralel olarak takip etmesi gerekli. Aksi takdirde böyle bir çözüm üretmek söz konusu olamaz. Bu noktada Ar-Ge’ye çok ciddi yatırımlar yapan Prins, dünyada öncelikli ve ayrıcalıklı bir durumda yer alıyor. Otomotiv sektöründe kaydedilen motor teknolojisindeki gelişmelere paralel olarak karbüratörlü sistemlerden sonra sıralı enjeksiyonlu sistemleri dünyada ilk kez üreten Prins, Direct Liquimax ile de yine yeni bir dönem başlatıyor” dedi.

Direct Liquimax, geleceğin teknolojisi

Direct Liquimax’ın yegane LPG dönüşüm çözümü olduğu direkt enjeksiyonlu motor teknolojisinin, sunduğu bir çok avantajla, otomotiv üreticileri tarafından gittikçe tercih edilen bir sistem olduğuna da dikkat çeken Birim Akbaba; “Zira bu teknoloji; daha yüksek sıkıştırma ve daha düşük silindir sıcaklığı ve hacmi ile; daha yüksek tork, güç üretmesine karşın, daha düşük yakıt tüketimi ve emisyon oranlarına sahip. Tüm bu avantajlarından ötürü 2012 yılında dünyada üretilen direkt enjeksiyonlu motorlara sahip araçların oranı %70’i buldu. Diğer bir deyişle artık otomotiv sektörü, direkt enjeksiyon sistemi ile motor teknolojilerini güncelliyor. Bu açıdan dünyada ilk ve tek olan, bugünün üst ve premium araçlarda kullanılan Prins’in Direct Liquimax sistemi de, bir anlamda geleceğin teknolojisi konumunda” açıklamasında bulundu.

Tadilatsız montaj, yüksek teknoloji

Yeni nesil direkt enjeksiyonlu motorlara yönelik Prins’in Direct Liquimax ile getirdiği çözümlerin sunduğu avantajlara da değinen Birim Akbaba, “Benzinde 95 – 98 olan oktan, sıvı LPG’de ise 103 – 105’tir. Dolayısıyla daha yüksek verim ve performans, daha az yakıt sarfiyatı ve daha az emisyon oranları elde ediliyor. Yani yüksek teknolojili bu motorlarda, sıvı LPG en ideal yakıt konumunda. Sıralı LPG sistemlerinde tasarruf oranı %34 civarında. Oysa Direct Liquimax’ta, yakıtta %45 tasarruf, partikül emisyonunda da %90 azalma söz konusu. Ayrıca Direct Liquimax’ın montajında herhangi bir önemli tadilat gerekmiyor; LPG sıvı hale dönüştürülerek, aracın benzin sistemi kullanılıyor. Her araç ve modele özel olarak, tümüyle ECR standartlarına uygun olarak üretiliyor. Dolayısıyla teknik olarak tüm standartları karşılıyor” dedi. Birim Akbaba, yeni teknolojiye sahip birçok araçta, tek LPG dönüşüm çözümünün Direct Liquimax olduğunu da vurguladı.

Prins’in öncelikleri: kalite, çevre ve tasarruf

Direkt enjeksiyonlu sistemlerin ilk çıktığı dönemde, 2002 yılından bu yana Direct Liquimax sistemi üzerinde çalıştıklarını belirten Prins CEO’su Bart Van Aerle, “Prins olarak, 26 yıldır alternatif yakıtlar alanında faaliyet göstermekteyiz. Önce karbüratörlü sistemler, ardından tek ve çok noktalı sistemler ile çalıştık. Son 11 yıldır da direkt enjeksiyonlu motorlara yönelik faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Ayrıca dizel araçlar için de çalışmalarımız var. Prins’in önemli ve öncelikli unsurlar olan; ürünlerimizin kalitesi ve karbondioksit oranlarını azalmasına büyük özen gösteriyoruz. Tabii ki, sağlanan tasarruf da Prins için çok önemli” şeklinde konuştu.

Önemli otomotiv üreticileri, bizle çalışmak istiyor

Türkiye piyasasının çok büyük ve bu açıdan Prins için de çok önemli bir pazar olduğunu belirten Van Aerle, “Avrupa’nın en büyük piyasasından bahsediyoruz ve bu hızlı büyümesi ile Türkiye, her açıdan dünyanın da en büyük pazarı haline gelecek. Dünyada motor teknolojisi, hızla değişmekte. Örneğin VW motorlarında direkt enjeksiyonu tercih ediyorlar” diyerek, Direct Liquimax teknolojisinin kısa sürede çok yayılacak bir pazarın tek LPG dönüşüm alternatifi olduğuna dikkat çekti. 11 yılda geliştirdikleri Direct Liquimax teknolojisi için üniversiteler ve önemli kurumlarla işbirliği gerçekleştirdiklerini de belirten Bart Van Aerle, “Bugün geldiğimiz noktada, sunduğumuz avantajlarla; birçok önemli otomotiv üreticisi, Direct Liquimax ile çok ilgilendiler, çok etkilendiler ve bizle çalışmak istediler” diyerek, dünya pazarında olduğu gibi Türkiye’de de İpragaz ile bir numaraya oturacaklarına dair inancını paylaştı.

 

DIRECT LIQUIMAX

26 yıllık köklü geçmişi ile 52 ülkede üst segment ve premium araçların öncelikli tercihi olan Prins, geliştirdiği; dünyada ilk kez motor üzerinde delme ve tadilat işlemi gerektirmeden LPG dönüşümünü gerçekleştirmeye olanak sağlayan Prins Direct Liquimax sistemi ile de sektöründe yeni bir devir başlattı. LPG’yi motora sıvı olarak aktardığı için aracın performansını da yükselten Direct Liquimax; benzin ile LPG’li kullanım arasındaki farkı ortadan kaldırıyor, yüksek performansın yanı sıra daha ekonomik ve daha çevreci yakıt çözümü sunuyor.

Motorda tadilat gerektirmiyor

Aracın standart yakıt sistemi ile uyum içinde çalışan Direct Liquimax: TSI gibi yüksek teknolojili ve direkt enjeksiyonlu (yakıtın, manifold yerine yüksek basınç altında silindirin içine enjekte edilmesi) motorlara özel olarak geliştirildi. Direct Liquimax sistemi; modifiye edilmiş yüksek basınç yakıt pompası sayesinde, sıvı LPG’yi yüksek basınç altında silindirin içine enjekte etmek üzere benzin sisteminin yakıt enjektörlerini kullanıyor. Böylece sistem montajı sırasında, emme manifoldunun delinmesi gibi tadilatlara gerek kalmıyor. Ayrıca orjinal benzin enjeksiyonu ile eşdeğer teknolojide olan sistem sayesinde Direct Liquimax, mevcut elektronik düzen ve bileşenlerden de maksimum derecede faydalanma sağlıyor.

Her araca özel sistem

Direct Liquimax sistemi, taşıdığı teknolojik özellikler açısından dünyada taşıdığı öncülük misyonunun yanı sıra “her araca özel olarak uygulanması” ile Türkiye’de de bir ilki gerçekleştiriyor. Direct Liquimax sistemi, Hollanda’da her araç ve motorun teknik özelliklerine göre özel olarak geliştiriliyor. Böylece uyumda mükemmellik yakalanırken, farklı marka ve modellerde oluşabilecek sorunlar da ortadan kaldırılıyor. İpragaz kalite ve güvencesiyle hizmet veren 165’i aşkın yetkili bayide, her araca özel geliştirilen kitler ile Direct Liquimax sistemi montajı tüm Türkiye’de gerçekleştiriliyor.

Dünyada Prins Teknolojisi

Araçlarda, 4, 5, 6 ve 8 silindir, turbo ve kompresörlü motorlara başarı ile uygulanan Prins otogaz sistemleri, özellikle üst sınıf araç kullanıcıları tarafından tercih ediliyor. 25 yılı aşkın tecrübesiyle müşteri memnuniyetini ön planda tutan Prins, bu süreçte kullanıcısı tarafından da takdir edilen ve yüksek beğeni toplayan bir marka olma özelliğini koruyor. Dünyanın en büyük LPG sistemleri üreticileri arasında yer alan Prins, farklı ülkelerde, Honda, Ford, Chrysler, Jeep, Toyota, Volkswagen ve Volvo gibi önemli otomotiv markalarının fabrika çıkışlı LPG ve CNG’li araçları için kitler üretiyor. 52 ülkede hizmet veren Prins’in yüksek teknolojili dönüşüm sistemleri, 52 yıllık köklü geçmişi ile ‘Mavi Dev’ İpragaz’ın otogaz sektöründeki kaliteli ve güvenli hizmet politikasıyla Türkiye’deki kullanıcılara sunuluyor.

Araç tasarımında teknolojik devrim

Araç içi bilgi miktarındaki yüksek artış ve otomotiv bilgi-eğlence pazarındaki görüntü sistemleri tasarımı konusunda bir devrimi de beraberinde getiriyor. Akıllı telefonların hayatın her alanında kendine yer bulması, aynı işlevselliğin araçların içerisinde de mevcut olması yönünde bir talep yaratıyor.
Üst segment ve premium marka araç sahiplerine yönelik çalışmaları ile dünyada adını duyuran ve 25 ülkeye ihracat yapan Erbakan Malkoç yönetimindeki Dizayn VIP, şimdi teknoloji tutkunlarını kendine hayran bırakacak arabalar tasarlıyor. İlgi çekici araç modifikasyonları geliştirip üretmekte olan %100 Türk firması Dizayn VIP ileri teknolojiyi araçlara taşıyarak cep telefonu ile iç donanımı kontrol etme imkanı sunuyor. Erbakan Malkoç’un tasarımları sadece Türkiye’de değil dünyada da büyük ilgi görüyor. Türkiye’nin önde gelen isimlerinin yanı sıra dünya çapında birçok üst düzey isim Erbakan Malkoç’un tasarladığı otomobillere biniyor. Erbakan Malkoç, Türk mühendislerle yaptığı ar-ge çalışmaları sonucu tüm iOS, Android işletim sistemli cep telefonları ve tablet bilgisayarlar ile araç içerisindeki tüm hareketli ve elektronik sistemin kontrolünün sağlandığı bir teknoloji geliştirdi. Cep telefonu ya da tablet bilgisayara yüklenecek uygulama ve araca monte edilen sistem sayesinde, araç içerisinde bulunan orijinal ve ekstra yerleştirilen tüm hareketli ve elektronik aksamın kontrolü sağlanabiliyor.
Kişiselleştirme Ve Teknoloji Öne Çikiyor
Tasarım ve üretimini Türk mühendis ve çalışanlarının yaptığı; cep telefonu ve tablet cihazlar ile araç kontrolü sistemi sayesinde, araç içerisinde bulunan tüm elektronik sistem artık tek bir tuş ile elinizin altında olacak. Klimadan LED TV’ye, kahve makinesinden koltuklardaki masaj özelliğine kadar birçok donanımda kontrol imkânı sağlayan sistem Türkiye’de Dizayn VIP tarafından teknoloji meraklılarının odak noktası olacak.
Dizayn VİP hakkında:
1992 yılında Erbakan Malkoç tarafından 20m2 bir alanda kurulan Dizayn VİP şuan 6500m2 bir alanda 100 kişilik bir ekip ile üst segment ve premium araç tasarımında bir dünya markası. Erbakan Malkoç yönetiminde ve üretiminin %95’ini ihraç eden lider marka Dizayn VİP daha önce de Suudi Arabistan Kralı Abdullah için dünyanın en lüks otobüsünü ve Rusya Devlet Başkanı Putin’in eşi için swarovski taşlı bir araç tasarlamıştı.

Devrim rüyası kaldığı yerden

İlk Türk otomobili Devrim’in marka hakkını tescil ettiren Etox firması, prototip olarak ürettiği yerli otomobil Etox Zafer’in yeni versiyonuna ”Devrim” adını verecek.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen yıl katıldığı TÜSİAD Genel Kurulunda ”Bütün babalar burada, artık şu yerli otomobil işini halledin” sözleriyle başlayan, sonraki aylarda ”Bir babayiğit çıkar yerli otomobili yapar” konuşmasıyla devam eden yerli otomobil tartışmaları Fiat yöneticilerinin Türkiye’ye bu konuda desteğe hazır olduklarını açıklamasıyla tekrar gündeme geldi.
Yerli otomobili kimin, nasıl üreteceği tartışmaları sürerken bu konuda çalışmalarını ara vermeden sürdüren 5-6 firmadan biri olan Etox Zaferin’in üreticisi Etox, yerli otomobil projelerini her geçen bir adım öteye taşıyor.
Seri üretim için gerekli TİP onay belgesini alan Etox’un Yöneticisi Tuncay Çoban, gelinen aşamayla ilgili açıklamalarda bulundu.
Yaklaşık 3 milyon dolar harcayarak tasarımcı ve mühendislerin de olduğu 43 kişilik bir ekiple 14 ayda yerli otomobil markası Etox’un prototipini üretiklerini anımsatan Çoban, Etox markasının geliştirilmesi ve seri üretimine geçilmesi için çalışmalarının devam ettiğini söyledi.
Yerli otomobil konusunun artık milli bir davaya dönüştüğünü ifade eden Çoban, firma olarak Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından TİP onay belgesi alarak seri üretime bir adım daha yaklaştıklarını dile getirdi.
”Devrim’in mutluluğu, Anadolu’nun üzüntüsü”
Tuncay Çoban, yerli otomobili sözde değil her unsuruyla yerli olması gerektiğinin altını çizerek, şunları kaydetti:
”Türk mühendisi ve işçisinin emeğiyle ürettiğimiz ismiyle de yerli olması gerektiğini düşündüğümüz için arayışlara başladık. Bu sırada 1961’de üretilen ama talihsizlikler nedeniyle üretimine bir türlü devam edilemeyen ilk yerli otomobil Devrim’e kadar uzandık.
Devrim’in marka tescilinin yapılmadığını görünce bu markayı almak için 2007 yılında başvurduk. Bu başvurunun ardından Anadolu markasını da adımıza tescil ettirmek istedik, ama başkaları bizden 3 gün önce davrandı.”
Devrim’in isim hakkını almanın mutluluğunu, Anadolu’yu ise üç günlük başvuru farkıyla kaybetmenin üzüntüsünü yaşadıklarını dile getiren Çoban, ”Etox’un birçok özelliğe ve geleceğin teknolojisine sahip olacak yeni versiyonuna Devrim adını vereceğiz. Böylece filmlere dahi konu olan Devrim rüyası kaldığı yerden devam edecek. Anadolu markasının isim hakkını da alıp diğer bir versiyona da onun adını vermeyi gönlümüz isterdi tabi” dedi.
”Hayal değil gerçeğin ta kendisi”
Türkiye’nin yerli otomobil konusunda yabancı bir markanın hamiliğine ihtiyaç duymadığını ve yabancıları Türkiye’ye gelme sebebinin teşvik olduğunu savunan Tuncay Çoban, Türk girişimcisinin bunu başarabilecek yetenek, birikim ve kararlıkta olduğunu vurguladı.
Kendileri gibi 5-6 firmanın daha yerli otomobil konusunda ciddi çalışmalarının olduğunu bildiklerin aktaran Çoban, ”Çok büyük olmayan bir firma olmamıza rağmen bu işe büyük bir emek ve 3 milyon dolar verdik.
Bunların karşılığını prototipini üreterek Türkiye’ye kazandırdığımız Etox markamızla görüyoruz. Üretiğimiz otomobil hayal değil gerçeğin ta kendisi. Markamızın ticari ve dört kapılı modellerinin de ARGE’si sürüyor. Aldığımız TİP Onay belgemizle üretime çok yakınız. Sayın bakanımız başta olmak üzere yetkililerden son adım için destek bekliyoruz” diye konuştu.
Fuarların ilgili odağı olmuştu
Ertex firmasının sahibi Ercan Malkoç tarafından yapımına 2007 yılında başlanan ve tamamlanarak 2008 yılının 30 Ağustos Zafer Bayramı’nda kamuoyuna tanıtılan ”Etox” marka otomobil, yerli yapım prototip olması ve modern tasarımıyla da dikkati çekmişti.
Ankara’da Türk mühendisi ve işçisinin 14 aylık emeğiyle 125 beygir gücünde ve 1500 CC’lik dizel motorla üretilen ”Etox”, seri üretim için gerekli TİP onay belgesini de almaya hak kazanmıştı.
İsmini oluşturan harflerden ”E”nin Erteks’i, ”T”nin Türkiye’yi, ”O”nun otomotivi ve ”X”in ise bilinmezliği ve sonsuzluğu ifade ettiği ”Etox”, sergilendiği birçok fuarda ilgi odağı olmasıyla da gündeme gelmişti.
AA, Haber7

Ölmeden Devrim’i görmek istiyor

Türkiye’nin ilk yerli otomobili Devrim’i hayata geçiren 23 mühendisten biri Hamdi Tahıllıoğlu, yerli otomobil üretiminin yeniden gündeme gelmesiyle eski heyecanı yaşıyor.
”Devrim arabası”nı üreten ekipten hayatta kalan birkaç isimden biri olan 93 yaşındaki Tahıllıoğlu, AA muhabirinin sorularını yanıtlarken hem yerli otomobil heyecanını hem de o günlerde yaşadıklarını paylaştı.
Hamdi Tahıllıoğlu, 1961’de Başbakanlık’tan Ulaştırma Bakanlığına ”yerli otomobil üretilmesine dair teşebbüslerin başlatılması emri”nin gittiğini belirterek, ”Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel dönemin TCDD genel müdür yardımcısıyla görüşmüş, o da ‘konuyu tetkik edeyim’ demiş. O günün en büyük sanayisi devlet demiryolları idi. O da ilgili kişilerle görüştükten sonra, yapabileceğimize söz vermiş” dedi.
Tahıllıoğlu, kendisinin o dönemde ”çiçeği burnunda bir mühendis olarak Eskişehir’de çelik konstrüksiyon imalatının başında görev yaptığını, fabrika müdürünün gerekli hazırlığı yapmaları için emir verdiğini ve derhal hangarın tabanını saçlarla döşeyip temizlediklerini, boyasını yaptıklarını ve ”emre amade” hale getirdiklerini kaydederek, şöyle devam etti:
”Tabii bütün emirleri Ankara’dan alıyoruz. Ankara’dan geldiler, tetkik ettiler, burası münasip dediler. Dört tip araba yapmaya karar verildi. Dört tipin motorları Sivas Demiryollarına ait fabrikada döküldü. Tamamen yerli. Ankara’ya getirildi onlar.
Ankara demiryolu fabrikasında motorlar işlendi, krankları yapıldı, pistonlar yapıldı, vites tesisatı yapıldı. Hepsi derlenip toplanıp Eskişehir’e getirildi. Eskişehir şasi ve kaloriferi yapmak üzere görevlendirildi. Hiçbir kalıbımız, pensimiz yoktu.
Lokomotif kaldırmakta kullandığımız krikolarla, yere bağladığımız saçları hazırladığımız betonarme kalıplar üzerine yatırıp kaldırarak form verdik, şekil verdik. Ön ve arka kaporta, kapılar… Şekil alması gereken ne varsa hepsini o iskelelerde yaptık.”
Otomobili 129 günde yetiştirilmek üzere görevlendirildiklerini ifade eden Tahıllıoğlu, ”16 Haziran 1961’de başlamışız işe. 129 günün sonunda tamamladık ve iki arabayı Ankara’ya gönderdik, diğer ikisi de Eskişehir’de kaldı” dedi.
Devrim neden yolda kaldı?
Hamdi Tahıllıoğlu, o tarihte lokomotifler kömürle çalıştığı için demiryoluyla nakledilen vasıtalarda akaryakıt bulunmasının yasak olduğunu hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
”Çünkü kıvılcım atabilir, arkada açık vagonda taşınan vasıtayı yakabilir, katar da gider o yangınla. Benzinlerini boşalttık, vagonlara yükledik, Ankara’ya sevk ettik. O zamanki sürat bugüne nazaran yavaştı. Ankara’ya biraz geç gitti. Ankara’ya indirdik. Hemen meclise getirin dediler.
Gitmeleri için benzin ikmali yapmak lazımdı. Birer parça benzin konuldu. Arkadan da bir ikmal arabası gönderdik. İkmal arabası çirkinlik arz ediyor diye sokmamışlar meclise.
O azıcık benzinle meclise gitti arabalar. Paşa (Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel) geliyor, çok güzel olmuş diyerek siyah arabaya biniyor. En az benzin de ona konulmuş. Paşa meclisin bahçesinde bir tur atacak diye düşünüyoruz.
Direksiyonda da Amerika’dan mezun yüksek mühendis bir arkadaşımız var. Gezdirirken paşa emir veriyor, ‘haydi oğlum beni Anıtkabir’e götür’ diyor. Arkadaşımız da söyleyemiyor ‘paşam bunun benzini yok, öbür arabaya alalım sizi’ diyemiyor. Yolda giderken arabanın benzini bitiyor.
Aynı gün tesadüfe bakın İngiltere kraliçesinin arabasının da benzini bitiyor ve yolda kalıyor. Senatörler inip arabayı ittiriyorlar. Bu, laf olmuyor.
Avrupa, Türkiye’de yenilikler olmasın, yükselmesin, Türkiye adam olmasın istiyor. Onların iş birlikçileri de var ülkede. El birliğiyle sayfalarca yazılar, ‘Devrim doğmadan öldü, doğdu da öldü, Devrim çalışmadı’ diye. Halbuki yalan. Paşa siyah arabadan indiriliyor, bej arabaya alınıyor.
Onunla da Anıtkabir’e gidip gezdi. Yalnız, paşa şunu demiş, ‘Batı gibi yaparız, doğu gibi ikmal yaparız’ demiş. Hakikati bilmediği için tabii. Oysa ki vakit olmaması yüzünden benzin ikmali yapılamamış.”
Devrim’in en büyük ”talihsizliği”nin fabrikasyon üretime geçilememesi olduğunu belirten Tahıllıoğlu, ”Fabrikasyona geçilseydi Avrupa’da, Amerika’da olduğu gibi o günün şartlarıyla 25 bin liraya Devrim arabası vatandaşa satılabilecekti ve ülkemiz çok daha başka yerlerde olacaktı” diye konuştu.
Yerli otomobil üretiminin yeniden gündeme gelmesi
Yerli otomobil üretiminin yeniden gündemde olduğunun hatırlatılması üzerine, Tahıllıoğlu duygularını, ”Ölürsem gözüm açık gitmeyecek yerli arabayı görürsem. O kadar sevindim ki.
O bakana bin kere teşekkür ediyorum. Üzerime düşeni yapmak isterim ama bu yaşta artık ne projeye yardım edebilirim, ne imalatta çalışabilirim ama görüşlerimi bildiririm. İnşallah tahakkuk eder. Sevinirim, çok sevinirim” sözleriyle anlattı.
Tahıllıoğlu, yerli otomobil üretiminde çalışacak genç mühendislere şu öğütlerde bulundu:
”Evvela vatan sevgisi öğütlerim. Vatan sevgisi olanlar bu vatanın yükselmesi için ne gerekiyorsa onu yapar. Tetkiklerini iyi yapsınlar, iyi çalışsınlar. Türkiye’de yapılmayacak hiçbir şey yok. Menderes gelip söylediğinde dedim ki ‘sayın başbakanım Türkiye’de biz her şeyi yaparız, yeter ki malzemeyi, yetkiyi bize verin.’ Türk gencinin yapamayacağı bir şey yok. Karadan gemi yürütüp İstanbul’u zapteden dedelerin torunlarıyız.”
Yerli otomobilin dünya standartlarında üretilip üretilemeyeceğine dair düşüncelerinin sorulması üzerine Tahıllıoğlu, ”Neden olmasın? Kafamız var, çalışkan olursak her şeyi yaparız. Biz 129 günde ürettik, şimdi neredeyse saniyeler ölçülecek.
Az masrafla çok iş yapılacak ki maliyet düşsün, dışarıyla da rekabet edebilelim. Dışarıyla rekabet edemezseniz, ben illa bunu satacağım diye ısrar edemezseniz dışarıdaki adam gelir kendi malını satar, sizinki elde kalır” dedi.
AA, Haber7